• Dolar Alış / Satış: 8.624 / 8.64
  • Euro Alış / Satış: 10.307 / 10.326
  • BINGOL:
  • Güneş: 4:45
  • Öğle: 12:30
  • İkindi: 16:26
  • Akşam: 19:54
  • Yatsı: 21:47

“YÜZEN ADALAR BİRER TABİAT HARİKALARIDIR”

18 Şubat 2015
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1114 defa okundu.
“YÜZEN ADALAR BİRER TABİAT HARİKALARIDIR”

Yıldız; “Yüzen adalar her yerde olmayan birer tabiat harikalarıdır, bir tane de Bingöl’de var. Dünyada eşine rastlanmayacak şekilde olan bu doğal güzelliğimize hep beraber sahip çıkalım. Bir doğal doğa harikası olan bu adalar, insanların ilgisini çekmektedir. Doyulmaz bir seyir zevki yaşatan bu adacıklar, rüzgârın estiği yöne paralel olarak, hareket etmekle inanılmaz olmakta, doğal bir estetik sunmaktadır ” dedi.

 2 Şubat Dünya Sulak Alanları Koruma Günü etkinlikleri çerçevesinde Bingöl Orman ve Su İşleri Şube Müdürlüğünce 10 Şubat 2015 Salı günü Solhan Yatılı Bölge Okulu (YBO) konferans salonunda “Sulak Alanların Önemi” ile ilgili bir bilgilendirme konferansı düzenledi. Düzenlenen programa Solhan Kaymakamı Şeref Aydın, Bingöl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Yrd. Doç. Dr. Şenol Yıldız, Bingöl Orman ve Su İşleri Müdürü Ali Özce, Solhan Belediye Başkanı Abdulhakim Yıldız, kurum amirleri ve öğrenciler katıldı.

“DÜNYADA EŞİNE RASTLANMAYACAK ŞEKİLDE OLAN BU DOĞAL GÜZELLİĞİMİZE HEP BERABER SAHİP ÇIKALIM”

Solhan Yatılı Bölge Okulu (YBO) konferans salonunda “Sulak Alanların Önemi” ile ilgili düzenlenen bilgilendirme seminerinde konuşan Bingöl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Yrd. Doç. Dr. Şenol Yıldız; “Yüzen adalar her yerde olmayan birer tabiat harikalarıdır, bir tane de Bingöl’de var. Dünyada eşine rastlanmayacak şekilde olan bu doğal güzelliğimize hep beraber sahip çıkalım. Bir doğal doğa harikası olan bu adalar, insanların ilgisini çekmektedir. Doyulmaz bir seyir zevki yaşatan bu adacıklar, rüzgârın estiği yöne paralel olarak, hareket etmekle inanılmaz olmakta, doğal bir estetik sunmaktadır. Eşi ve benzeri olmayacak şekildeki yüzen bu adacıklar keşfedildikleri zaman da ‘tabiat anıtı’ unvanını alıyorlar. Yüzen adalar, keçemsi ve saz gibi birbirini tutan bitkilerin, sudan daha az yoğun bir kara kütlesi oluşturmasıyla ortaya çıkıyor. Birbirine tutunan bu bitkiler, suyun üstünde sal gibi yüzmeye başladıktan sonra, üzerinde bitkiler, hatta ağaçlar yetişebiliyor. Rüzgârın estiği yöne doğru yer değiştiren adalar, büyüklüklerine göre sırıkla da itilebiliyor. Çayırlık ve sazlık alanda, göl çanağının ortasında, suyun bol olduğu yerlerde meydana geldiği bilinmektedir.” şeklinde konuşup yüzen adaların oluşumu ve oluştuklerı alanlar, yüzen adaların devamlılığı için gereken etkenler, yüzen adaların yaygınlığı, dünya üzerindeki bazı yüzen adalar hakkında katılımcıları bilgilendirdi.

“RAMSAR SÖZLEŞMESİ KRİTERLERİNDE UYGUN 14 SULAK ALAN “ULUSLARARASI ÖNEME SAHİP SULAK ALAN” İLAN EDİLMİŞTİR”

‘Ülkemizde 135 adet Sulak alan mevcut olup, bunlardan 14 tanesi Ramsar Sözleşmesi kriterlerinde belirtilen uygun özellikleri taşıdıklarından “Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan” olarak ilan edilmiştir.’ diyen Bingöl Orman ve Su İşleri Müdürü Ali Özce; “Bu alanların çoğu barındırdığı su kuşları ve balık türleri açısından önem arz ettiklerinden uluslararası öneme sahiptir. Buna göre Ramsar Sözleşmesinde, sulak alanlar, “alçak gelgitte derinliği altı metreyi aşmayan deniz suyu alanlarını da kapsamak üzere, doğal ya da yapay, sürekli ya da geçici, durgun ya da akar, tatlı, acı, ya da tuzlu bütün sular ile bataklık, sazlık, ıslak çayırlar ve turbalıklar” diye tanımlanmıştır. Yağmur ormanlarından sonra dünyanın en üretken ekosistemleri olan sulak alanların korunması amacı ile 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzaya açılan Ramsar Sözleşmesine Ülkemiz, 1994 yılında imza atarak sadece bugüne kadar ilan ettiği (Sultan Sazlığı, Seyfe Gölü, Burdur Gölü, Manyas (Kuş) Gölü, Göksu Deltası, Akyatan Lagünü, Kızılırmak Deltası, Ulubat Gölü, Gediz Deltası, Yumurtalık Lagünü, Mekke Gölü, Kızören Obruğu,  Kuyucak Gölü ve Nemrut Kalderası) değil, sınırları dahilindeki tüm sulak alanlarını akılcı kullanmayı kabul etmiştir. Anlaşma, taraf ülkelere toprak paylaşımlarında sulak alanların koruma önlemlerini göz önünde bulundurma yükümlülüğünü getirmiş, sözleşmeye ülkemiz de taraf olmuştur. Sözleşme sulak alanların korunması konusunda taraf ülkelerin ulusal politikalar belirlemelerini öngörmekte ve koruma için uluslararası iş birliğini artırmayı hedeflemektedir” dedi.

“SULAK ALANLARI KORUYABİLMEK İÇİN SULAK ALANLARDAKİ İŞLEYİŞİ VE BESİN ZİNCİRİNİ DE İYİ TANIMAMIZ GEREKMEKTEDİR”

Ülkemizin Sulak alanlar bakımından Avrupa ve Ortadoğu’nun en önemli ülkelerinden biri kabul edildiğini belirten Öcze: “Bunun başlıca iki sebebi bulunmaktadır; birincisi Ülkemiz, farklı ekolojik karakterdeki zengin ve çeşitli sulak alan habitatlarına sahip olması, ikincisi ise 4 önemli kuş göç yolundan ikisinin ülkemiz üzerinden geçmesidir. Özellikle göçmen kuşlar açısından anahtar konumundadır. Sulak alanları koruyabilmek için sulak alanlardaki işleyişi ve besin zincirini de iyi tanımamız gerekmektedir. Sulak alanlar, yüz binlerce yıllık tabii süreçler sonucu meydana gelmiş, zengin bitki ve hayvan türleri ile yoğun organizma koleksiyonuna sahip yeryüzünün en önemli genetik rezervuarlarıdır. Bulundukları bölgenin su rejimini düzenlemesi ve iklimin dengelenmesinin yanı sıra, başta balıkçılık olmak üzere, tarım, hayvancılık, saz kesimi, turba çıkarılması ve rekreasyonel faaliyetlere sağladığı imkanlar nedeniyle yüksek bir ekonomik değere sahip oldukları için yıllardan beri bütün medeniyetler için cazibe noktası olmuşlardır. Nil’in taşkınları ile tarım yapan Mısırlılardan, Texcoco Gölünde bir adada medeniyet kuran Azteklere kadar dünya tarihinde önemli yer tutan medeniyetler sulak alanlarla uzun yıllar iç içe yaşamışlar.” İfadelerini kullandı.

“SULAK ALANLARIN ÖNEMİ ANCAK SON YILLARDA, ANLAŞILMAYA BAŞLANMIŞTIR”

“20. yüzyılın başından itibaren, tüm dünyada başlayan endüstrileşme hareketleri nedeni ile başta sulak alanlar olmak üzere birçok habitat zarar görmüştür.” diyen Özce, şu ifadeleri kullandı: “Buna bağlı olarak da bu habitatlara bağımlı olan burada yaşayan canlılar da zarar görmüş, birçoğu tükenme tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. Son 50 yılda tabiatın değeri daha iyi anlaşılmaya başlanmış ve tabiatın korunmasına yönelik sözleşmeler birbiri ardına imzalanmaya başlanmıştır. Küresel ısınmanın kendini iyice hissettirdiği, iklim değişikliğinin gözle görünür tesirlerinin yanı sıra şuursuz ve dikkatsiz kullanım sebebi ile günümüzde tatlı su kaynakları hızla tükenmekte ve kirlenmektedir. Bu bakımdan, sulak alanların korunması ve gelecek kuşaklara en sağlıklı şekliyle iletilebilmesi bu önemli mirasa sahip çıkma ve milli güvenliğimiz açısından en mühim sorumluluklarımızdan biri haline gelmiştir. Yüksek biyolojik çeşitliliği ve dinamik bir yapıya sahip olan sulak alanların önemi ancak son yıllarda, anlaşılmaya başlanmıştır. Ülkemizde daha önceleri sıtma ile mücadele amacıyla kurutulmaya başlatılan sulak alanlar, sonraki yıllarda yerini tarımsal toprak kazanımı ve yaygın drenaj çalışmalarına bırakmıştır. Tropikal ormanlardan sonra birim alanda en yüksek organik madde üreten sulak alanların, ekolojik ve ekonomik açıdan sayısız faydaları bulunmaktadır.”       

“SULAK ALANLAR SU EKOSİSTEMİNİ, GENEL EKOLOJİK SİSTEMİ VE EKONOMİYİ DESTEKLER”

Özce, son olarak şunları aktardı: “Her şeyden önce bataklıklar, büyük miktarda karbon içerdiklerinden bataklıklar karbonun atmosfere, karbondioksit olarak karışmasını engeller, bataklıklar suyu kirleten maddeleri çevreden kendi içine çekerek göllerin nehirlerin ve su kaynaklarının temiz kalmalarını sağlar. Yağmurların sürekli yağması sonucu ortaya çıkan selleri sünger gibi emerek insanları felaketten kurtarır. Aynı zamanda toprağı bir arada tutan yapıştırıcı gibidir. Bataklıkların en yararlı olduğu konu birçok kuş türünü barındırmasıdır. Türkiye’de bulunan 476 kuş türünün 250’sini göçmen türler oluşturmaktadır. Kuşlar; kuzey-güney doğrultusunda ki göç hareketleri sırasında sulak alanlarda dinlendikten sonra yollarına devam ederler. Bu molalar aynı zamanda yakıt ikmali yaptıklarının bir göstergesidir. Sulak alanlarda yapılacak kurutma çalışmaları kuşların sayısında büyük ölçüde azalmaya neden olabileceği gibi, toplu kuş ölümlerine de sebep olacaktır. Sulak alanların, kuşlar için yuva olmanın yanında bulundukları bölgenin su rejimini ve iklimini dengeleyen, tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ya da besin maddelerini kullanarak suyu temizleyen, balıkçılık, tarım, hayvancılık ve saz üretimi gibi yüksek ekonomik değere ve çok zengin biyolojik çeşitliliğe sahip alanlardır. Sulak alanlar, yerli ve kıtadan kıtaya göç eden milyonlarca göçmen kuşun okyanusları aşmadan önce yumurtlama, yavru çıkarma ve mevsimlik yaşama yerleri olduğu için, ekolojik açıdan son derece önemli habitatlardır. Sulak alanlar su ekosistemini, genel ekolojik sistemi ve ekonomiyi destekler. Ülkemizin kuş göç yolları üzerinde olması da sulak alanların korunmasında ayrıca önem arz etmektedir.”

Program sonunda katılımcıların izlenimine sunulan konu ile ilgili Aral Gölü Belgesel Filmi katılımcıların beğenisini kazandı.

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN