• Dolar Alış / Satış: 13.774 / 13.799
  • Euro Alış / Satış: 15.55 / 15.578
  • BINGOL:
  • Güneş: 7:14
  • Öğle: 12:20
  • İkindi: 14:48
  • Akşam: 17:04
  • Yatsı: 18:36

UMUTLARI KIRIK LALE

25 Nisan 2019
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
5592 defa okundu.
UMUTLARI KIRIK LALE

Yusuf Sarı
“Ben öyle bilirim ki; yaşamak, berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır.”

Dışarıda baharın ayak izleri, doğada dirilişin türküsü, Okulun penceresinden derin düşünceler içerisinde, uzakları seyre dalarken, dışarda nazlı nazlı bir yağmur yağıyordu. Yaşadığım hatıralar zihnimde bir film şeridi gibi sarmalanıp, kesitler halinde gözlerimin önünden geçiyor, ruhumun dar bir şeridinden sızarak yağmurlara karışıyordu. Okulun doğusunda tüm ihtişamıyla, başında duman eksilmeyen Süphan Dağı duruyordu. Yüce dağın başında duman eksik olmazdı. Çoğu zaman doruğunda bulutlar bir şemsiye gibi dururdu. Gökyüzünün maviliğinde dağılan kül renkli bulutlar, Ovalara bereketli yağmurlar taşıyordu.

Yakında bu sert coğrafyada bahar yüzünü gösterecek, bu uçsuz bucaksız engin ovalara laleler neşter vuracak, kardelen çiçekleri güneşe gülümseyecek, yüreklerin en mahşeri yerinde umutlar yeşerecek, baharın tatlı esintileri her yere yayılacak, gelincikler kızıl kanını mümbit topraklara dökecek, Muş Ovası rengârenk bir atlasa dönüşecekti.

Kışın soğuk sınıflarda üşüyen çocukların elleri artık üşümeyecek, Ceylan’ın yüzü soğuktan morarmayacak, Sibel’in kalem tutan minik parmakları titremeyecekti. Bahar yaralı kuşların kalbine umutlu bir sevinçle dolacak, silkinip dirilecek her zerre, kaldıracak dumanlı başını Süphan, hoyratça estirecek meltemlerini bağrımızda yanan kor ateşler. Kuşlar gibi şenlenecek yürekleri, yayılacak kırlara Süphan’ın çocukları, renk renk çiçek olacaktı umutları.

Okulun öğretmen kadrosu uzun süredir beraber çalışıyordu. Elbirliğiyle okulun boyasını, genel temizliğini, onarımını yapıyorlardı. Seminer dönemleri birer işçi gibi çalışıp

Okulu mavi kanatlı kelebeklere uygun hale getirirlerdi.  Ahmet hoca da elini taşın altına koymaktan geri durmuyordu, en büyük ideali bu sert iklimde toprağı, çatlatan kar çiçeklerini, ovalara yayılan kıpkırmızı laleleri, etrafa renk veren  gelincikleri yetiştirmekti. Bunun için okulun en önemli yeri olan gönülleri, ruhları besleyen kütüphaneden başladı, en kısa sürede kitap kampanyası başlatıp, gerekli yerlerle iletişime geçildi. Öğretmenlerin, öğrencilerin, gayretleriyle kısa sürede kütüphane zengin bir hale getirildi.

Biliyordu ki bu binlerce cilt kitap; umutların yeşermesini, serpilmesini sağlayacaktı. Bu yoksul coğrafyada nice çiçeklerin açması için kitaplara ihtiyaç vardı. Biliyordu ki okuma insanı, insanda dünyayı değiştirecekti. Okumayan yanmaz, yanmayan arınıp uyanmazdı. Çünkü okumak, herkes uykudayken güneşin doğuşunu izlemek için uyanmaya benzerdi. Uyanmak gölgelerden sıyrılmaktı, ateşim dışında değil ateşin ortasında olmaktı. Tıpkı bir pervane misali dönüp durmak yerine, ateşin çevresinde,ateşin içinde olmak gerekiyordu.

Ceylan da, pervane olmak isteyenlerden biriydi. Okumak için kocaman hayalleri vardı. Eğitim hakkını kullanacak düşlerinin mavi ufuklarına kanat çırpacaktı. Hocası, ona dört zindandan bahsetmişti. Tarih zindanı, doğa zindanı, toplum zindanı ve kendi zindanı bu zindanlardan arınacak özgür iradesiyle yol alacaktı.

Ceylan, Sonbaharda ve ilkbaharda tarlada çalışan okuldan uzun süre uzak kalan öğrencilerden biriydi. Bu dönemlerde ovada çalışmak için çocukların yarısı okula gelmezdi. Omuzlarında ağır bir yük vardı. Hem okumak, hem de harçlığını çıkarmak istiyorlardı. Kocaman yürekleri okul sevgisi ile doluydu. Okuyup bir gün bu coğrafyanın sert şartlarından kurtulmak istiyorlardı.Bunun için Ceylan gibi pek çok öğrenci hocalarının karşılık beklemeden açtığı kurslara katılıyorlardı. Hayallerine ulaşmanın yolu okumaktan geçtiğin iyi biliyorlardı. Boş zamanlarda Ahmet hocanın öncülüğünde öğretmenlerin gayretleri sonucu oluşan binlerce cilt kitap ve çiçeklerle dolu kütüphaneye giderek kitap okumayı da ihmal etmiyorlardı.

Taptaze hayallerini gerçekleştirmek için öğrencilerin bu gayretlerini gören öğretmenler daha çok motive oluyor, omuzlarına yükledikleri sorumluluk bilinci daha da artıyordu. Bu yoksul coğrafyada bir başarı hikayesi yükseliyordu. Sene sonunda pek çok öğrenci büyük başarılara imza atarak hayallerine, hedeflerine ulaşıyordu. Demek ki Güneşin, toprağın, tohumun, suyun olduğu her yerde uygun şartlar sağlandığında, tomurcuklar hışırtıyla açacak, tohumlar güle, güller gülistana, çorak topraklar zümrüt çayırlara dönüşecekti.

Okulun çok yakınından Murat’ın, azgın suları nazlı bir gelin gibi kıvrılarak Muş Ovası’nın gediklerinden süzülüp akıyordu. Ovadan çıktıktan sonra Bingöl dağlarının derin vadilerinde yağız bir küheylan olup, mor pembe zümrüt yamaçlarda bir gurbet türküsüne karışarak, anatomisinde ötelere umutlar taşıyordu.

Gelinciklerin kaderiydi bu coğrafyada umutları çabuk sönüyordu. Ceylan da bir gelincikti, tozpembe hayalleri vardı. Bağrında sakladığı düşleri bir yıldız gibi kayıyordu.

Bu yörede kız çocuklarının bir sorunu vardı. Ortaokulu bitirince kız öğrencilerini liseye göndermeyen veliler vardı. Ceylan da bu kız çocuklardan biriydi. Hedefine ulaşmak için gayret edip kazandı ama çok sevdiği eğitim hayatından ailesi tarafından koparılmak isteniyordu.

Kim bilir Ceylan toplum zindanında horlanan, umutları söndürülen, erken evlendirilip, okulla ilişkisi kesilen kızlardan sadece biriydi.

Eğitim yılının sonlarıydı yılardır kendisini okutan ayni iklimde aynı sevinci, aynı hüznü beraber paylaştığı öğretmenlerinin büyük bir kısmının tayinleri çıkmıştı. Öğrencilerde hüzün hakimdi.  Diğer öğrenciler gibi Ceylan da çok ağlıyordu.

Ceylanın gözyaşları kirpiklerinden boncuk boncuk dökülüp, yanaklarından billur billur süzülüyordu.

Ceylan ders çıkışında:

-Hocam, sizden bir ricam olacak

-Buyurun Ceylan

-Hocam sizden ailemi ikna etmenizi istiyorum. Çünkü ben okumaya devam edip, hayallerimi gerçekleştirmek ve öğretmen olup bu yörenin çocuklarına faydalı olmak istiyorum.

Ceylan, ıslak gözlerini ellerinin tersiyle silerken, kelimeler boğazında düğümleniyordu.

O an Ceylan’ın hüzün dolu çığlığı, bağıma keskin bir bıçak gibi saplandı. Poyraz bir esinti gibi yüreğimin yamaçlarını hırpaladı. Ruhumda sessiz bir hüzün yükseldi.  Kızıl gelincikler tarlalara kanlı gözyaşlarını akıttı, Murat’ın azgın ve köpüklü suları damarlarımda kabardı, yüreğimde bir lale kırıldı…

Ceylan özveriyle çalışarak öğretmenlerinin gösterdiği yolda azimle, sabırla yürüdü. Hedeflediği puanı aldı, istediği okulu kazandı. Fakat tüm cabalara rağmen aileyi ikna edemedi. Öğretmenlerinin, aileyi ikna etmek için yaptıkları bütün girişimler sonuçsuz kaldı.

Bir umut daha söndü, Karların içinde bir kardelen daha kırıldı, bir güneş daha yıkıldı dağların ardına…

Özlüyorum baharın gerdanlığıyla süslü Süphan’ı
Pırıl pırıl masmavi gölleri
Nakış nakış yemyeşil ovaları
Tatlı tebessümler ile laleleri, gelincikleri. Ceylanları…
Tüm özlemleri ile hatıralarıyla

Yüreğimde yüklü Süphan çocuklarını…

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN