• Dolar Alış / Satış: 8.419 / 8.434
  • Euro Alış / Satış: 9.989 / 10.007
  • BINGOL:
  • Güneş: 5:14
  • Öğle: 12:35
  • İkindi: 16:26
  • Akşam: 19:35
  • Yatsı: 21:16

SORU(NU)MUZ ÇOK

17 Aralık 2018
1 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
6369 defa okundu.
SORU(NU)MUZ ÇOK

Haksızlık çok.

Siyasette, sınıfta, sınırda, sınavda, sitede… Sokakta, sahada, salonda, savaşta, sularda…

Hakkı sadece konuşanlar değil yaşayan ve yaşatanlar da çok olsaydı kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın, yayılır ve yaygınlaşır mıydı, bu kadar haksızlık?

Mesela, nedir kul hakkı? Sınırı, seviyesi ve süresi belli veya belirgin midir hayatımızda? Maalesef hakkıyla ne kulluğumuz kaldı ne de hakkı hak bilip hakka tabi olanlarımız…

Ne demişti, haklı olarak İsmet Özel: “Hak yemek, sol elle yemek yemek kadar dikkat çekmedi, bu ülkede.’’

Hukuksuzluk çok.

Hukukun üstünlüğünün, doğru; üstünlerin hukukunun yanlış olduğunu dillendiren ve bu uğurda direnenler de fazla olsaydı, bu kadar hukuksuzluk olur muydu?

Asrın fitnesi ve felaketi olan FETÖ’ye mensup nice hâkim ve savcının yanlı ve yanlış kararından ötürü o kadar çok mağduriyet yaşandı ki…

Tükenen hayatlar… Tutsak geçen yıllar… Mahrum kalınan haklar…

Balyoz, Ergenekon, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Askeri Casusluk davalarında FETÖ’ye bağlı polis, hâkim ve savcılar tarafından hukuksuzluk yapıldığı gerekçesiyle belli kesimlere beraat verilip görevlerine dönmeleri sağlanırken; 28 Şubat döneminde, sonrasında ve günümüzde FETÖ’cü hâkim ve savcılar tarafından hukuksuzca cezaevine atılan dindar insanlarla ilgili halen bir adım atılmış değil. Bu nasıl bir adalet ve hukuk anlayışıdır?

Söz konusu İslami davalar olduğunda niçin bu güvercin tedirginliği?

Neden bu adaletsizlik karşısında kapsayıcı ve bağlayıcı bir tepki yok?

Maalesef bizim cenah, kasabın bıçağını yalamayı sever.

Ahlaksızlık çok.

Ahlaklı yaşamdan taviz vermeyip zaman ve zemin fark etmeksizin edebimiz ve adabımızla yaşama diriliğimizi ve direncimizi sürdürebilseydik, hiç bu kadar çoğalır mıydı ahlaksızlık?

Medyada ve meydanlarda karşılaştığımız pis ve hapis hadiseler, cinnet, cinayet, intihar, soygun, vurgun, kadına ve çocuklara taciz olaylarının artarak devam ediyor olması ahlaki erozyonun boyutlarını göstermektedir.

Nitekim çıplaklığı, tacizi ve tecavüzü sıradanlaştıran diziler; şiddeti özendiren filmler; kültürün, dini değerlerin ve ilkelerin eritilmesinde kullanılan kanallara ve kurumlara yönelik herhangi bir caydırıcı tepki veya ceza söz konusu mu?

Ahlaksızlık normalleşti, toplumsallaştı ve nihayetinde yasallaştı.

Kötüler ve kötülükler her dönemde vardı, belki iyilere ve iyiliklere göre daha fazlaydı.

Çünkü kötülük kolay, iyilik zor; yıkmak kolay, yapmak zor; imha kolay, inşa zor.

Bedel ister iyi olmak ve iyi kalmak. Aslında iyiliğin hem içi boşaltıldı hem de iyilik yanlış anlaşıldı.

Sessiz, sakin, silik ve sönük olmak değildir, iyilik. Pasif ve pısırık olmak hiç değil.

Allah için sevmek ve Allah için kızmak değilse nedir iyilik?

Haksızlığa karşı çıkmamak, hukuksuzluğu dillendirmemek ve ahlaksızlığa mani olmaya çalışmamak iyi bir insanın özelliği olabilir mi?

Sadece kişinin kendisine ve sevdiklerine faydalı olması veya onları kötülükten korumaya çalışması önemli ama yeterli bir iyilik anlayışı olabilir mi?

Yüreğimizi burkan ve zihnimizi bunaltan olay ve durumlarla karşılaştığımızda neler yapıyoruz?

Ortaya koyduğumuz tepki yürekleri ferahlatıyor mu, zihinleri berraklaştırıyor mu?

Şikâyet ve sızlanma haricinde alternatif çözümler sunacağımız somut bir süreç izleyebiliyor muyuz?

Sürüklendiğimiz haksızlık, hukuksuzluk ve ahlaksız bataklığından nasıl ve ne şekilde kurtulacağız?

Kalkınmadan önce sorulması ve sorgulanması gereken asıl meselemiz bu olmalı.

YORUMLAR 1 Yorum Yapıldı.
  • Allah Sizden razı olsun Sevgili Hocam Toplum bilinçsiz ve aciz bir toplum olmuş. Kolay olanı değilde zor olanı tercih ettiğimiz sürece kaybedenler oluruz...
    18 Aralık 2018 15:38

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN