• Dolar Alış / Satış: 8.414 / 8.429
  • Euro Alış / Satış: 10.008 / 10.026
  • BINGOL:
  • Güneş: 5:12
  • Öğle: 12:35
  • İkindi: 16:27
  • Akşam: 19:37
  • Yatsı: 21:19

SİYONİZMİN PLANI MÜSLÜMANIN İMTİHANI

15 Mayıs 2021
10 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
3759 defa okundu.
SİYONİZMİN PLANI MÜSLÜMANIN İMTİHANI

Abdullah Bildik Yazdı…

SİYONİZMİN PLANI, MÜSLÜMANIN İMTİHANI

Ayetlerde zikredilip, şiirlerin yazıldığı ve fetihlerle mazhar olunan kent, mekan, mescid; ‘…bir sınav kağıdı her Mü’min kulun önünde!’

Her şeyi işiten, gören ve tüm eksikliklerden münezzeh olan Allah’ın bazı ayetlerini göstermek için kulu Muhammed’i (sav), çevresini mübarek kıldığını belirttiği yer olan Mescisi Aksa’ya götürdüğünü söylediği (İsra/1) yerin coğrafi değil imani bir mesele olduğuna nasıl şüphe duyarım.

İman ettiğimiz ve hayat nizamı olup inananlar için anayasa olan Kur’an’da; “Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada rezillik var, âhirette de onlar için büyük azap vardır.”(Bakara/114) diye bildirmesine rağmen Allah’ın mescidinde O’nun adının anılmasına mani olan ve o mescidi türlü bahaneler ile harap etmeye çalışan zalimlere karşı hala Musa’yı, Ömer’i ve Selahaddin’i beklememiz kendi sorumluluğumuzdan kaçmaktır.

Bizler birer Ömer ve Selahaddin olmadığımız için siyonizmin korka korka girmesi gereken yerlere bizler girmeye korkar olduk.

Hz. Muhammed’in; “Üç mescidden başka bir yere (ibadet etmek için) özel olarak yolculuk yapılmaz; Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa ve Benim mescidim (Mescid-i Nebevi)” (Buhari) olarak belirttiği üç önemli yerden birinin muhafazası Filistinlilerin değil tüm Müslümanların vazifesi olsa da Müslümanlar olarak hala ‘Ebabil’leri beklemekteyiz.

Merhum Erbakan hocanın, “8 milyonluk İsrail için 1.5 milyar Müslüman ebabil bekliyorsa, ebabiller gelse İsrail’i değil bizi taşlar.” sözüne kulak verip her bir Müslüman’ın imkanları doğrultusunda ebabil olması gerekmez mi?

Hz. Peygamber’in (sav) Miraç hadisesinde gittiği yer olan, Ayetlerde, Hadislerde zikredilen ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa ve İslam’ın mirası, Selahaddin’in rüyası ve Müslümanların davası olan Kudüs, işgal altında iken Müslümanlar nasıl mahzun olmasın!

638 yılında İslam ordusu tarafından kuşatılan Kudüs’te yaşayan Hristiyanlar, şehri savunamayınca barış talebinde bulunup şehrin İslam halifesi olan Hz. Ömer’in bizzat gelip teslim almasını şart koştu.

Hz. Ömer, Kudüs’e giderken önce Bilal-î Habeşî, akabinde Halid bin Velid ve Ebu Süfyan’ın yolda karşılayıp beraber gittikleri Kudüs’te Hz. Peygamber’in (sav) vefatından sonra ezan okumayan peygamber müezzini Hz. Bilal, halife Hz. Ömer’in ısrarlı ricası üzerine ilk kez burada ezan okumuş ve Hz. Ömer başta olmak üzere orada bulunanların hepsi ağlamıştı.

Kudüs, Hz. Muhammed’in vefatından sonra Hz. Bilal’in ilk kez ezan okuduğu yerdir.

Doğuda Safevi, batıda Haçlı tehlikesiyle mücadele eden Osmanlı’nın Yavuz Sultan Selim komutasında (1516’da) Mısır seferine çıkılan yolda Kudüs de Osmanlı topraklarına katılarak feth edilirken “Kudüs işgal altındayken ben nasıl gülebilirim ki?” diyen Selahaddin-i Eyyûbî tarafından(1187’de) olmak üzere üç kez kuşatılan Kudüs fethinin altında; bir hasret, özlem, inanç ve iman yatmaktadır.

Kudüs; semavi dinler için tartışmasız kutsal bir statüye sahip olduğu için Dünya tarihi ve dinler tarihi açısından önemlidir. Dinler açısından kutsal oluşundan dolayı çok savaş ve çekişmelere maruz kalsa da, Kudüs; İslam egemenliği döneminde huzur ve barışla yönetilebilmiştir. İslam egemenliği boyunca sadece Müslümanlar değil gayrimüslimler de Kudüs’te huzur içinde yaşamıştır.

Siyonizmin Filistin planı!

Müslümanların bu kadar adilane yönetimine rağmen Kudüs’ün saldırı altında olması ve Müslümanların şehit edilmesi, mağdur edilmesi, mahzun olmasının tek sebebi; Siyonizmin Yahudi devletini kurmak için Dünya Haritası’nda orayı işaret etmesindendir. Başka bir yer işaret edilmiş olsaydı bugün o coğrafya kan ağlayacaktı.

Der Judenstaat (Yahudi Devleti) kitabı, Theodor Herzl tarafından yazılıp 1896 yılında Leipzig ve Viyana’da yayınlandı ve “Yahudi sorunu için modern çözüm önergesi” diye sunuldu.

Bir yıl sonra; Siyonist Örgüt kuruldu ve Birinci Siyonist Kongre’de amacın “uluslararası kanunlarla güvence altına alınmış Filistin’de bir Yahudi vatanı kurmak” olduğu belirtildi.

Bu amaç çerçevesinde sistematik olarak ilk yıllarda azar azar sonraki yıllarda çoğaltılarak ve 1904 ile 1914 yılları arasında ise 40 bin civarında Yahudi’nin göçü ile Filistin topraklarına yerleşmeleri devam etti.

Rusya başta olmak üzere bazı ülkelerde istenmeyen Yahudiler kaçarak Filistin’e yerleşirken takip eden yıllarda Birinci Siyonist Kongresi amacına uygun yerleşmeler gerçekleşmiş, siyasi parti ve işçi örgütlemeleri kurularak batıl mücadelelerini sürdürmüşlerdir.

Filistin’de sığınmacı olan İsrailliler, İngilizlerin onlara İsrail Devletini kurma sözü (1917) üzerine ‘uluslararası nitelikli dolandırıcılık’ yöntemi ile toprak sahibi (1930 sonrası) olmaya başladılar. Bölgeye yapılan göç ile insan başına düşen arazı alanları azaldı, İngiliz denetiminde olan bölgede araziler İngilizlerin belirlediği arz/talep temelindeki fiyatlar ile değer kazandı.

Topraklarına sahip çıkmaya çalışan Filistinlileri yıldırmak için uygulanan akıl almaz vergi oranları, Filistin halkı için yaşama şansı bırakmayacak bir darbeydi. Vergilerin yüksek olması karşısında topraktan istenilen geliri elde edemeyip hacize maruz kalacaklardı. Buna karşılık tüm mal varlıkları ile bölgeye yerleşen Yahudi’lerin de hem yüksek oranda vergiyi kolaylıkla ödeyebilmeleri ve hem de haciz edilecek Filistin halkının topraklarını da satın almaları görünürden Filistinlileri hacizden kurtarmak olarak görünse de siyonizm planının bir parçası olarak önümüze çıkmaktadır.

Yani, Filistinliler; çok para karşılığından topraklarını satmamış, maruz kaldıkları ‘uluslararası nitelikli dolandırıcılık’tan kurtulmak için çabalarken tefecilerin mallarına çökmesi ile karşı karşıya kalmışlardır.

Mali değerin üstüne topraklarını satma gibi bir durum olmuş olsaydı, bugün Yahudilerin istediği küçük evlerini büyük değerler karşılığında satabilirlerdi. Ancak mevzu mal/mülk meselesi olmadığı için küçük yapıları büyük değere karşılık bile satmıyorlar.

1922 yılında Yahudi nüfusu 750 binlik Filistin Nüfusunun yüzde 11’i iken takriben 1936 yılında 300 bin Yahudi daha bölgeye sevk edildi. 1948 yılında İsrail Bağımsızlığının ilan edilmesiyle, Avrupa ve Müslüman ülkelerden çok sayıda Yahudi İsrail’e göç etti.

Filistin’i 1920’den beri idare eden İngiltere, Siyonistler ile Filistinliler sorununu çözme sorumluluğunu(!) 1947’de Birleşmiş Milletler’e devretti. Yahudiler artık nüfusun üçte birini oluşturuyordu. Ama toprakların yüzde 6’sı onların elindeydi.1948’de kurulan İsrail Devleti, 2 bin yıldır kurulan ilk Yahudi devletiydi. Buna karşılık 1964’de Kudüs’te kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) hemen ardından Arap devletleri tarafından tanındı. 1969’da örgütün başkanlığını ele alan Yaser Arafat, kendisine bağlı olan El Fetih örgütünü kurmuş, İsrail’e karşı mücadele etmişti.

1970’lerden beri ABD, İsrail’in esas müttefiki oldu.Şeytan devletin terör devletine müttefik olması ile bölgede çatışmalar artarak devam etti.

Günümüze kadar devam eden bu çatışmalar, son dönmelerde genellikle Ramazan aylarında vukuu buluyor.

Müslümanların Kudüs imtihanı!

Allah’ın kelamı ve Resülullah’ın izahı ile İslam’ın mukaddesi olarak önümüze çıkan yer, siyonizm için de aynı oranda önemlidir.

Herkes kendi davasının mücahidi iken günümüzde bizler başkasının putuna İbrahim olup Firavunlara karşı Musa’yı çağıran, savaş için Bedr’in aslanlarının uyanmasını dileyen, yeni bir fetih için Selahaddin’i bekleyenler olduk.

Müslümanlık namaz kılmaktan, oruç tutmaktan ibaret olsaydı Hz. Ömer’in, Selahaddin-i Eyyûbî’nin Kudüs’te veya Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin İstanbul’da ne işi vardı.

Müslümanların istikbal ve istiklali olan Kudüs, ilk kıblemiz olduğu gibi aynı zamanda cihad sebebidir. Bunun için de Kudüs, her Müslüman’ın imtihanıdır.

Yüreklerimizdeki Kudüs’ü yaşatırsak Filistin’deki Kudüs’ü kazanırız. Bununla biz Kudüs’ü değil Kudüs bizi kurtaracak!

Çocuklar; bayramlık giysileri giyip onlarla cennete uçuyorlar ise, oyun oynarken havaya atlayıp yere düşmeden şehit ediliyorlar ise o coğrafya mazlum coğrafyadır. Burada zulüm vardır.

Zulme sessiz kalmak, seyirci olmak; zalime destek olmaktır, zulümdür.

Bugün bir çok ülkede mazlumlara yapılan zulümler, hak ihlalleri vardır. Kudüs’te ise bu iki yönlüdür. Biri, kutsal olan insana zulüm; biri de kutsal olan mekana zulümdür.

Peygamber Efendimiz (sav) “İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz (ona karşı kin ve nefret beslesin) etsin. Bu da imanı en zayıf olandır” (Müslim, İman) hadisi şerifinde bizlere bir kötülüğe, yanlışa, zulme karşı imani duruşun aşamalarını aktarmaktadır.

Birinci olanı; global dünya için düşünürsek, devletlerin yapması gerekendir.

İkinci olanı; insanların bir kısmının yapması gerekendir.

Üçüncü olanı ise; hiç bir imkanı olmayanın yapması gerekendir.

Kudüs özelinde değerlendirirsek;

Birinci kesim; Zulüm yapanın zulmüne son vermesi için girişimde bulunmalı, fayda olmazsa bunun zulüm olduğunu kabul eden devletler arası iletişim sağlanıp birlikte mücadele edip zulmün durmasını sağlamalılar. Burada da istenilen elde edilmezse kendi askeri gücünü ve destek alacağı Müslüman ülkelerin askeri gücünü kullanarak oluşturulacak bir güç ile zulme karşı durmalılar.

İkinci kesim; Siyasi Partiler, Sivil Toplum Örgütleri, Aktivistler, İş insanları ve tüm sosyal medya kullanıcıları zulme karşı bir ordu olabilirler. Herkes kendi çalışma alanında zulme sessiz kalmayıp ona karşı durmayı gerek yaygın medya ve gerekse sosyal medya aracılığı ebabil olup bu zulme karşı durup zalimin yaptığına zulüm diyebilmeli ve zulmün son bulması için protestolar, boykotlar ile mücadele edilmeli.

Üçüncü kesim; Zulmün olduğundan haberdar olmuş ama okuma yazması olmayan, herhangi bir sosyal medya imkanı olmayanların yapacağı kalp ile buğzetmek bir imani sorumluluktur.

Bununla birlikte üç kesimin de yapabileceği dua da zalime karşı korumada önemli kalkan, mücadelede ise önemli bir silah olduğunu unutmayalım.

“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.”(Âl-i İmran/139)

 

 

 

YORUMLAR 10 Yorum Yapıldı.
  • Enfes bir yazı olmuş yüreğine sağlık uyanışa vesile olması dileğiyle.... Kutlarım.
    17 Mayıs 2021 00:09
  • Yüreğine sağlık
    16 Mayıs 2021 18:25
  • Allah razı olsun kıymetli hocam İnanki yüzüm gülmez bu kadar insan dilsiz ve suskun olamaz mescidi aksa müslümanların onurudur bu vebal bizelere yeter
    16 Mayıs 2021 15:15
  • Abdullah BİLDİK Bey; Rabbim Senden Razı Olsun...Zihnine ve Yüreğine Sağlık, Hassasiyetin İçin Çok Sağolunuz...Tebrikler Kuzen...
    16 Mayıs 2021 13:52
  • Üzleme bu davanın sahibi olan hak tır hak olan davada Zafer muhakkaktır!
    16 Mayıs 2021 11:42
  • Yüreğine sağlık kardesim
    16 Mayıs 2021 11:34
  • Güzel bir yazı. Kaleminize sağlık. Tebrik edeeim.
    16 Mayıs 2021 09:24
  • Bazı insanlar, bütün insanlık için ölürler. Bütün insanlık için yaşadıkları gibi. Zulüm, kısmak istediği sesi nârâ yapar. Ve bazı ölüler, yaşayanlardan çok daha yüksek sesle konuşur... Rabbim, nefsimize ve şeytanımıza fırsat verme. Gazzeli, Filistinli ve dünyanın her yerindeki Müslüman kardeşlerimizi muhafaza ve muzaffer eyle. Sızlayan ve inleyen gönüllerin, gözyaşı döken gözlerin duasını kabul eyle. Rabbim, düşmanlarımızı kahruperişan eyle. İslâm’ı ve Müslümanları her yerde Azîz isminle izzetli eyle. Baştaki başlara akıl ve kalplere iman nasip et. Gözlerimizin önünde mü’min kardeşlerimiz katlediliyor, öldürülüyor. Allah’ım, bu zalimlerin, bu hunhar, bu kan emici vampirlerin, bu kalbimizi sızlatan hainlerin zulmünü yanlarına bırakma. Bu vahşete engel olmak için çırpınanlara maddî ve mânevî kolaylıklar nasip eyle. Allah’ım, o, hiç kimsenin tahmin edemediği ve ne zaman geleceğini bilemediği İlâhî inayetini, Hendek gecesi, Bedir öncesi gibi füc’eten nasip eyle. Mazlûmların âhı şüphesiz arşa ulaştı. Dualarımızı da o masumlar hürmetine kabul eyle. Bu kıt’adan, bu topraklardan, bu zulmü reva görenleri, bir daha hiç dönmemek üzere bu mukaddes beldelerden def et, çıkar. Zillet ve meskenetin en ağırını ahiretten önce dünyada da onlara tattır yâ Rab! Amin.
    16 Mayıs 2021 05:56
  • Kaleminle duygularıma tercüman oldun Çok teşekkür ederim
    16 Mayıs 2021 05:03
  • Zalimin zulmüne karşı kaleminle, yüreğinle ümmete uyarıcı ve İslami bilinç aşılayan bir duruş sergilediğin için seni tebrik ediyorum kardeşim.
    15 Mayıs 2021 23:57

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN