• Dolar Alış / Satış: 8.665 / 8.68
  • Euro Alış / Satış: 10.32 / 10.338
  • BINGOL:
  • Güneş: 4:46
  • Öğle: 12:30
  • İkindi: 16:26
  • Akşam: 19:54
  • Yatsı: 21:48

SEYYİD KUTUB VE ÖNCÜ KUR’AN NESLİ: II

24 Ekim 2016
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
865 defa okundu.
SEYYİD KUTUB VE ÖNCÜ KUR’AN NESLİ: II

Kur’an nesli inşa etmek/oluşturmak soyut bir ideal olarak algılanmamalıdır. Aslında müminlerin kafa ve kalplerinde sürekli canlı tutulması gereken öncelikli bir pratik olması gerektiği hiç akıldan çıkarılmamalıdır.

Seyyid Kutup ‘Yoldaki İşaretler’ kitabında bu husus üzerinde ciddiyetle durur. Bir daha ilk Kur’an nesli gibi bir neslin inşaa edilememesine dikkat çekerek, bugünkü başarısızlığında sebepleri üzerinde dururken Kur’an nesli inşaasının nasıl mümkün olabileceği konusunda ki fikirlerini açıklamaktadır. Ona göre ilk Kur’an neslinin oluşmasında temel rol oynayan üç husus vardır.

.

1)      Kur’an ilk neslin tek beslenme, yetişme ve davranış kaynağıydı.

Peygamberimiz kalbi, akli bakış açısı şuuru ve teşekkülü Kur’an’da beliren ilahi metodun dışında kalan her türlü yabancı tesirden arındırılmış bir nesil meydana getiriyordu. O nesil Kur’an’la beslendiği için tarihteki o eşsiz rolü oynuyordu. Daha sonra gelen nesillerin beslenme kaynaklarına eski Yunan felsefesi ve mantığı İran mitolojisi ile bu mitolojinin yaydığı dünya görüşü, Yahudi ve Hıristiyan hurafeleri (İsrailiyat ve Mesihiyyat) karıştırıldı. Su kaynağında temizdir giderek aktığı yerlerin kirini pasını ve rengini alarak bulanıklaşır. Arkadan gelen nesiller hep o bulanık kaynaklardan beslendiler. Böyle olunca da o ilk neslin benzeri bir nesil bir daha görülmedi. (Burada  tarihi determinist bir yaklaşıma düşüldüğü düşünülmesin. Klasik yaklaşım ilk nesli en hayırlı nesil olarak görür ve orantılı bir şekilde çürümenin olduğunu ifade eder. Bu yaklaşıma göre en kötü dönem ahir zamandır. Bu düşünce tarihe teslim olmak, cebriyecilik, tarihsel determinizm ve dolayısıyla insanın özne oluş durumunu  görmezden gelen bir yaklaşım.)Şehid’inkastdettiği durum daha farklı.

Bugün kendini İslam’a nispet eden nesiller gelenek olarak intikal eden bid’at ve hurafelerin yanında modern bid’at ve hurafelerle de iyice bulandırılmış bir din anlayışı ile maluldür. Entelektüeller  ve akademisyenler genellikle kendilerini batıla ait kavramlarla tanımlıyorlar. Bu tanımlar nötr olmadıkları içinde arka planda taşıdıkları dünya görüşleri ile düşünsel sapmalara uğrayarak değişik kaynaktan beslenmeleri sebebi ile eklektik inançlara, fikirlere ve kimliklere ulaşıyorlar. (Aralarında varoluşsal sorun olan iki yaklaşımı birlikte sergilemeye çalışıyorlar.)

 

Şehide göre ilk Kur’an neslinin oluşmasında rol oynayan temel ikinci husus;

2)      Kaynaktan Yararlanma Metodu:

İlk Kur’an Nesli, Kur’an’a kültürü geliştirme, bilgi edinme, haz duyup tatmin olma gibi maksatlarla yanaşmazlardı. Onların hiçbirisırf kültürlü olmak için kültür hazinesini  geliştirmek için  ilmi veya fıkhi konularda dağarcıklarını şişirmek için Kur’an-ı ele almazlardı.  Bu konu da Aliyaİzzetboviç de benzer şeyler söyler: ‘Kur’an  edebiyat, değil hayattır’. Dolayısıyla bir düşünce tarzı değil bir yaşam tarzı olarak bakılmalıdır.) Onlar, gerek kendileri ve gerekse içinde yaşadıkları cemiyet hakkında ve bu cemiyet içinde uygulanacak olanın nasıl olması gerektiği hakkında Allah’ın emrini öğrenmek üzere Kur’an’ı ele alırlardı. Söz konusu emri de duyar duymaz hemen tatbik etmek üzere  ele alırlardı.

Bu şuur,uygulamak üzere öğrenmek şuurudur.

Zaten Kur’anda hazinelerini, onu uygulamak üzere öğrenenlere açar.

Nitekim Kur’an bu amaca uygun bir metotla  ardı ardına bölümler halinde ve nüzulü zamana yayarak pratiğe yön verecek tarzda indirilmiştir.

İlk nesil uygulamaya, yaşamaya dönük bir anlayışla Kur’an okumaya yönelirken bugün özellikle entelektüel ve akademik çevrelerde çoğunlukla inceleme yapmak, bilgi edinmek amacıyla profesyonellik çerçevesinde meslek kitabı olacak biçimde ilişki geliştirilmiştir. Piyasada, tvlerdeİslamexpertleri ortalığı kasıp kavurmaktadırlar!! Hatta çoğu kez bir oryantalist yaklaşımı görülmektedir.

Geleneksel çevrelerde ise daha çok haz duymak anlamaksızın okumak okuyup ya da dinleyip duygulanmak veya ölülere okuyarak bağışlamak gibi amaçlarla Kur’an’a yaklaşılmaktadır. Bu sebeple Kur’an’dan gerektiği gibi istifade edilememekte, Kur’an doğru sağlıklı ve istikamet üzere anlaşılıp tatbik olunamamaktadır. Geleneksel ve modern kirlilik netleşememe sorununa yol açmaktadır. Sonuçta Kur’an ileahlaklanılamamakta, Kur’an hayata müdahale ettirilememekte, pratiğe taşınıp sosyalleşememektedir. Böylece Kur’an; ya fildişi kulelerde hayattan kopuk teorik tartışmaların fikir jimnastiği malzemesi haline indirgenmekte  ya da cenaze evlerinde geleneğin kutsal gece ve günlerinde haz duymak amacı ile teganniyi öne çıkaran bir müzik konusu  haline dönüştürülmektedir.

Şüphesiz bu iki hal de Kur’an’ın indiriliş gayesine taban tabana zıttır.

SeyyidKutub’un İlk Kur’an Nesli’nin oluşmasında dikkat çektiği üçüncü husus;

3) O zaman İslam’a giren kişi giriş kapısının önünde cahiliye döneminin tüm pisliklerinden sıyrılmanın şuuru içinde olurdu.(muhtemelen Müdessir suresi İlk ayetleri bağlamında.) Müslümanın cahiliye döneminde ki geçmişi ile İslam’a girdikten sonraki hayatı arasında şuur alanında gerçekleşen kesin bir kopukluk vardı. Zihni planda yaşanan bu hicret ve kopuş hayata taşınıyor. İslam’a girenlerin hayatında da ahlaki ve davranışlar planında da büyük bir inkılap yaşanıyordu. Cahiliyenin gelenek kavram alışkanlık ve ilişkilerinden sıyrılma hali kişileri kuşatıyordu. Tam bir yol ayrımı yaşanıyordu.

Biz bugün İslam’dan önceki cahiliyenin tıpkısı hatta belki de daha fazlası içindeyiz. Çevremizde ki birçok şey cahiliye renkleri taşıyor, bunlardan arınmamız lazım. Bir olgunun  cahiliyeye ait olup olmadığının ölçüsü; modern hayat modern felsefe değil, ölçü Kur’an’dır. Onlar bize tesettürün çağdışı olduğunu işlediler, bilinçaltımıza kodlamalar yaptılar. Biz kendi maneviyatımızı dinimizi aşağılık ve mürteci görmeye başladık. Onların kodlarına, zihni yapılarına göre dünyayı okumaya anlamaya değerlendirmeye başladık. Sözgelimi İslam coğrafyasına Ortadoğu dediler biz de aynen kabul ettik aslında biz nasıl batı deyince bir coğrafyadan çok bir düşünceyi kastediyorsak onlarda Ortadoğu derken İslam düşüncesini kastediyorlardı. Kaldı ki Türkiye’den bakan bir Müslümana göre coğrafik konum olarak da İslam beldeleri Ortadoğu değildir. Belki İngiltere’den bakınca Ortadoğu olabilir. Unutmamak gerekir ki her kavram ait olduğu coğrafyanın tarihin ve düşüncenin hamuruyla oluşur.  Yine örnek olarak tarihi çağları tasnife tabi tutan egemen okuma biçimidir.  Batının zihin dünyasına göre tasnif edilmiş tarihi çağlar masum görünmekte. Bize takvim açısından kolaylık sağlamakta ve hatta faydalı görünmekte. Fakat asla nötr ve masum bir tasnif değildir. İlk, orta, yeni, yakın çağ tasnifi insani ve siyasi gelişmelere göre yapılmıştır. Bu tasnifin dayandığı teorik tarih anlayışı ilerlemeci tarih anlayışıdır. Ona göre ilk çağ ilkel insanın çağıdır. O yarı hayvandır. Giderek gelişmiş ve bugünkü halini almıştır. Giderek de gelişecektir. Varoluşçu felsefenin de tarih anlayışı budur. Oysa Müslüman bu zararsız gibi görünen yaklaşımlara karşı uyanık olmak zorundadır. Geleneğini iyi bilmelidir. Tarih bilinci oluşturmalı, coğrafya bilinci inşaa etmeli, sağlam düşünsel bir zemin üretebilmelidir.  Çünkü onların ilkel dediği ilk insan bize göre Hz.Âdem’dir. Kendisine isimler öğretilmiştir. İsimlerin öğretilmesi  ise varlıkla ilgili bilgiler ve bu bilgiler ile şeyler arası ilişkiler kurabilmesi ve buradan hareketle yeni bilgi üretebilme potansiyeli barındırdığı anlaşılmaktadır.( Müminun 14.Sonra bu az suyu “alaka” hâline getirdik. Alakayı da “mudga” yaptık. Bu “mudga”yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir!) bu özellikte bir varlık yarattığı için Allah kendisinin ne kadar büyük bir yaratıcı olduğunu bize hatırlatmaktadır. Allah böyle bir yaratmayı, böyle bir yaratıcıyı ve böyle bir yaratılanı övüyor ve batının çağ tasnifi zımnen buna ilkel diyor yarı hayvan diyor.

İslam’ın tarih anlayışı döngüseldir. İlk insan ve son insan arasında donanım noktasında herhangi bir fark yoktur. Eşya ile ilişki anlamında herhangi bir keyfiyet farkı yoktur.

SeyyidKutub’un tespit ettiği üzere cahiliyeden; geleneksel ve modern ayrımı yapmadan arınmanın ne kadar hassas olduğu müşahede edilmektedir.

(devam edecek).

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN