• Dolar Alış / Satış: 8.665 / 8.68
  • Euro Alış / Satış: 10.32 / 10.338
  • BINGOL:
  • Güneş: 4:46
  • Öğle: 12:30
  • İkindi: 16:26
  • Akşam: 19:54
  • Yatsı: 21:48

O’HAL’DEN BU ‘HAL’E…

9 Ocak 2017
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1184 defa okundu.
O’HAL’DEN BU ‘HAL’E…

Türkiye’de İslami uyanış süreci 60’ların sonunda İslam dünyasının düşünce ve fikir adamlarının eserlerinin Türkçeye çevrilmesiyle gözle görülür bir ivme kazandı. Özellikle SeyyidKutub’un tefsiri, “Yoldaki İşaretler” kitabı ciddi anlamda etkili oldu. Bunun yanında Mevdudi’nin, başta “Tefhimu’l Kur’an’ı”“Kur’an’a göre Dört Terim’i” olmaküzere “Gelin Müslüman Olalım” gibi eserleri de bu uyanışın keyfiyetini sahih anlamda besledi.

O zamana kadar Türkiye’de İslami çabalar vardı elbette ancak cumhuriyetin kurucu ideolojisi ‘suya sabuna dokunmayan’hayatı inşa ve ihya etmeyen eve hapsedilen bir din anlayışına geçit veriyordu. Söz gelimi suya da sabuna da dokunan Said Nursi, Elmalılı Hamdi, Mehmed Akif, İskilipli Atıf, Şeyh Said, Ahmet Naim gibi isimlerin başına gelmedik eza, cefa kalmadı. İslam’ın /o dönemde o zor koşullarda/tebliğini itikadi bir sorumluluk anlayışıyla yapan mezkur isimlerin yanında isimlerini zikredemediklerimizin de Allah çabalarını zayi etmeyecektir(inşallah).  60’ların sonunda ki bu uyanış nüvelerinin SeyyidKutub ve Mevdudi’ye özel ilgilerinin de tarihsel arka planını besleyen bu birikimdir demekte bir anlamda mümkündür.

Kemalist kadrolar, kendi dünya görüşlerini tahkim eden bir İslami anlayışa geçit veriyorlardı. Bu anlayış, din algısını bireyselleştiren, Kur’an’ın hükümlerini ibadete indirgeyen dayatmacı, hurafeci, tahrif ve tahfif edici bir özelliğe sahipti. İslam dünyasının birikimi Türkiye’ye akınca Türkiyeli Müslümanlar Kur’an’ın bütüncül bir dünya görüşü önerdiğini yaşamın bütününe dair normlar koyduğunu gördüler. Dolayısıyla başta kendi nefislerinden aile hayatlarından yakın çevrelerinden başlamak üzere sistem eleştirisi yapmanın zorunlu olduğunu müşahade ettiler. Bu çabaların örgütlü olmasıyla çeşitli çevreler ortaya çıktı. Daha çok bir kitapevi veya bir dergi etrafında örgütlenmesini yapan bu akımlar ve hareketlerin bir kısmı reel politik zeminde sistem içi araçlarla mücadele edilemeyeceği yönünde fıkıh ederken kimi çevreler de siyasal  zeminin araçlarını kullanarak mücadele etmeyi tercih etmekteydiler. Bu son grubun ete kemiğe bürünen örneklerinden biri hiç şüphesiz“Milli Görüş”hareketi idi. Milli görüş hareketinin çeşitli isimlerle partileşme süreci son olarak 28 Şubat darbesiyle de iktidar ortağı iken (halkın önemli çoğunluğunun iradesini temsil etmesine rağmen) darbeye maruz kaldı ve siyasal alandaki etkisi zayıfladı.

Binyıl süreceği iddia edilen 28 Şubat darbe geleneğinden o geleneğin küllerinden yine İslami tonu ağır basan yeni bir döneme Ak Parti iktidarıyla girildi. Ak Parti kurucularının üstüne basa basa milli görüş gömleğini çıkardık demelerine rağmen halk onları, İslam’a ve özgürlüklere duyarlılıklarından dolayı destekledi.  Türkiye de ‘darbeler geleneği’ vardı.  ‘Gelen’ her darbeci kendisine kadar ulaşan ahlaka ‘ek’ yapıp darbeyi ‘geleneksel’ hale getirmişti.

Bu geleneğin yanlış olduğu anlayışını haykıracak potansiyeli örgütlemek 15 Temmuz darbesine kadar mümkün olmamıştı. Her gelen darbeye başta o darbeye muhatap olan siyasi erk olmak üzere toplum büyük ölçüde bila-kayduşşart teslimi silah etmişti. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminde nihayet bu gelenek bozuldu ve yukarıda bahsini ettiğim yapı ve çevreler öteden beri derslerinde işledikleri darbe karşıtlığını (ki bu derslerin çoğu zindanlarda, işkencelerde, amfilerde, sokaklarda, eylemlerde alınmıştır.) işliyorlardı. Ve olası yeni bir müdahalede canları pahasına karşı koymaları gerektiği yönünde aynileşiyorlardı.  15 Temmuz darbe girişimi bu çabaların sonucu püskürtülmüştür.  İlk sokağa çıkanlar ilk kurşuna direnenler büyük ölçüde bu kesimlerdir. . Elbette Ak Parti’nin İslami tonu da bu ‘itiraz’ da önemli bir faktördür. Ancak bu kesimleri sokaklara döken, mevcut siyasi iktidarı koruma refleksinden çok;  İslami kazanımları koruma duyarlılıkları idi.

Elbette demokrat, özgürlükçü, liberal vs her kesimden insanlar da vardı ancak direnişin motoru öteden beri Gülen ile anlaşamayan onunla sadece siyasi değil,itikadi/imani farklılığımız var diyen örgütlü İslami kesimlerdi.

Fakat maalesef sonrasında akla hayale sığmayacak tavırlarıyla, bağırışlarıyla TV ekranlarında bir şov yarışı bürokraside bir işgüzarlık baş göstermeye başladı. Muhtemelen darbe teşebbüsü olduğu gece evlerinde sürecin seyrini izleyen ona göre tavır takınmaya niyetli bu kişiler, gecenin ilerleyen saatlerinde veya bir sonraki gün meydana çıkmaya başladıkları halde ekranlarda fotoğraf karelerinde en çok görünen bunlar oldu.

Şimdilerde siyasal iktidarın da bu obur, salt itaat edip onaylayan müptezel muhbirlere fazlasıyla alan açtığına tanık oluyoruz.  Öyleki işgüzar bir bürokrat veya köşe yazarının kendi lisanıyla yaptığı bir ihbarı değerlendirmek bile düşünülmemekte. Ve dolayısıyla herhangi bir konuda yapılacak haklı bir eleştiri bile gereğinden fazla abartılmak suretiyle eleştiriyi yapanın linç edildiği bir vasat yaşanmaktadır. Bu hal olağan değildir.!Olağana dönmek umuduyla…

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN