• Dolar Alış / Satış: 9.481 / 9.498
  • Euro Alış / Satış: 10.998 / 11.018
  • BINGOL:
  • Güneş: 6:32
  • Öğle: 12:13
  • İkindi: 15:10
  • Akşam: 17:32
  • Yatsı: 18:59

O, BİR KARAKTER ABİDESİYDİ

28 Nisan 2015
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1530 defa okundu.
O, BİR KARAKTER ABİDESİYDİ

Solhan Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin düzenlediği Kutlu Doğum Haftası programında konuşan okul müdürü Selahaddin Akdeniz, “Efendimiz: “Ya Rabbi! Bu insanları affet, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar.”duasını edecek kadar kin ve intikam duygularından uzaktı. Yine Uhud’da emrine aykırı hareket eden sahabelerine asla gönül koymamış, onları incitecek söz ve davranışlarda bulunmamıştı. Ashabından kimseyi azarladığı da görülmemişti. O bir karakter abidesiydi” ifadelerini kullandı.

 Solhan Anadolu İmam Hatip Lisesi, Kutlu Doğum Haftası Münasebetiyle Solhan belediyesi Kültür Merkezi’nde bir program düzenledi. Düzenlenen programa, Solhan Belediye Başkanı Abdulhakim Yıldız, İL Milli Eğitim Müdürü Yakup Sarı, Siyasi Parti Temsilcileri, Sivil Toplum Örgütü Temsilcileri, Kurum Amirleri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Bay ve bayanlara yönelik olmak üzere iki ayrı günde düzenlenen programa yüksek katılım sağlandı.

Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programlarda öğrenciler tarafından ilahiler ve mevlis-i şerif okunup skeç gösterisi yapıldı.

Erkelere yönelik düzenlenen programda Solhan Anadolu İmam Hatip Lisesi Müdürü Selahaddin Akdeniz, bir konuşma yaptı.

“İNSANLIK TARİHİNDE KADINA EN YÜKSEK PAYEYİ VERDİ”

Kutlu doğum haftasının bu yıl ki temasının “Hazreti Peygamber, Birlikte Yaşama Ahlakı ve Hukuku" olduğunu hatırlatan Akdeniz, “Adına "Cahiliye" denilen karanlık bir dönemde, âlemlere rahmet olarak gönderilen Yerin Mustafa’sı, Göklerin Mahmud’u, İncil’in Ahmed’i, Kur’an’ın Muhammed’ini gönderene sonsuz hamd-ü senalar, bundan tam 1444 yıl önce 20 Nisan Pazartesi günü dünyaya teşrif eden habibine de binlerce selat ve selamdan sonra hepinizi saygı ile selamlıyor, "Kutlu Doğum Hafta"nızı tebrik ediyorum.  Her yıl Kutlu Doğum programlarıyla, Resûlullâh (s.a.s.) Efendimizi anmakta, onu övmekte, sevgi ve duygularımızı yenilemekteyiz. Onu ne kadar övsek, ne kadar sevsek azdır. Çünkü onu sevmek imanımızın gereğidir. Kainatın sahibi, kendisine uzanan elleri, Resulü’nün eliyle tuttu. Bu Resul; Ezilen, horlanan, diz çökmüş mütevekkil bir derviş sabrıyla bekleşenleri kucakladı, göklerden aldığını yeryüzüyle buluşturdu. Göklerin öğrencisi, yeryüzünün öğretmeni oldu. Nuruyla karanlıklar aydınlandı, ahlakıyla insanlık kemal buldu, hicretiyle kurtuluşun yolu arandı, adaletiyle insanlık huzur buldu, sözleri mutluluğun adresi oldu; nefret bataklığından muhabbet bağına, kin ve gazap tortularından merhamet iklimine yol bulundu. Çatık kaşlı, asık suratlı putlara meydan okudu. Taşlaşan gönülleri merhamet potasında eritti ve Allah’ın güler yüzlü kulları olmamız için uğraştı. Muhtaç bir kimse gördü mü içi sızladı, onu koruyup gözetti, ihtiyacını karşılamaya çalıştığından elinde avucunda ne varsa verdi. Bu cömertliğinden ve fedakârlığından dolayı evinde birikmiş, saklanmış bir şeyden söz edilemez oldu. O dönemde adı bile yoktu Kadının, hakkından söz etmek şöyle dursun, alınıp satılan bir metaydı. İnsanlık onurunun hiçe sayıldığı sefil bir hayatın ve şehvetin esiriydi. Efendimiz, yaratılışındaki değeriyle kadına muamele etti: “Cennet annelerin ayakları altındadır.” buyurarak insanlık tarihinde kadına en yüksek payeyi verdi” ifadelerini kullandı.

“ASHABINDAN KİMSEYİ AZARLADIĞI DA GÖRÜLMEMİŞTİ. O BİR KARAKTER ABİDESİYDİ”

“Kimseye yük olunmaması gereğinden hareketle kendisi de kimseye yük olmadı. “Ben zahmet olayım diye değil rahmet olayım diye gönderildim.”  buyurarak, rahmetini en yakınlarından başlamak suretiyle her varlığa gösterirdi. Şefkat ve merhamet,  O’nun bütün varlığını kapladı” diyen Akdeniz, şu ifadeleri kullandı: “Şefkati esir alan mutlu bir azınlığın tüketici iştahlarına kurban edildiği bir dönemde; kendisi de yetim olan Efendimiz, yetime kol kanat gerdi ve: “Ben yetimlere sahip çıkanlarla cennette yan yanayım.” dedi; kalbi katılaşmış bir adama: ”Hayatında hiç yetim başı okşadın mı?” diye sordu ve yetime uzanan ele, ateşin dokunmayacağını müjdeledi. "Andolsun içinizden, sıkıntıya düşmeniz gücüne giden, size pek düşkün, mü’minlere şefkatli ve merhametli bir elçi gelmiştir.” (Tevbe, 128) Mü’minleri sevgiyle kucaklamak, onlara gelen sıkıntıdan ıstırap duymak ve kendisine yapılanlardan değil, mü’minlere reva görülenlerden dolayı incinmek; ancak fazilet abidesi olan Efendimize mahsus bir ayrıcalıktı. İnsanları ateş çukurundan kurtarma gayreti, iman, sevgi ve merhametin eseriydi. Sağır olsa da kulakları, kör olsa da gözleri, şirkten ve isyandan adeta nasır tutmuş kalpleri; bıkmadan, usanmadan, yorulmadan vahiyle diriltme çabası içinde olmak ne büyük bir erdemdi! Hiçbir karşılık beklemeksizin kendilerini kula kulluktan kurtarıp Allah’a kul olmaya çağıran Efendimiz, Taif’te ayaklarından kanlar sızana kadar O’nu taşa tutan o bedbaht insanlar için bile, sığındığı bir üzüm bağında rabbine: ”Ya Rabbi! Beni kime emanet ediyorsun? Beni düşmanıma mı terk ediyorsun?” yakarışına;  Cebrail (a.s)’in, eğer istersen, "o insanların üzerine dağları yıkarım" söylemesi üzerine, yaşlı gözlerini ufka çevirerek ”Hayır!.. Hayır!.. Ben bunu istemiyorum. Bunun yerine Rabbimden, onların soyundan sadece kendisine ibadet eden ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan bir nesil çıkarmasını istiyorum.”  Uhutta Savaşın en şiddetli olduğu bir zamanda, kılıçların gölgesi altında dahi merhametinden hiçbir şey eksilmeyen Efendimiz: ”Ya Rabbi! Bu insanları affet, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar.”duasını edecek kadar kin ve intikam duygularından uzaktı.        Yine Uhud’da emrine aykırı hareket eden sahabelerine asla gönül koymamış, onları incitecek söz ve davranışlarda bulunmamıştı. Ashabından kimseyi azarladığı da görülmemişti. O bir karakter abidesiydi.”

O’NA İHTİYACIMIZ VAR

Akdeniz, konuşmasına şöyle devam etti: “O’ndan 15 asır sonra yaşayan ve O’nu görmeden iman eden kardeşleri olarak biz bugün O’na ne kadar da muhtacız! Sevgisine, merhametine, ahlakına, karakterine, adaletine, cömertliğine, cesaretine, gayretine, davetine… her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Yoksulluk, açlık, işgal ve katliamlar yüzünden ölümü bekleyen masum insanların O’na ihtiyacı var. Hayatta kalmak için bir damla suya, bir pirinç tanesine bile muhtaç bırakılan; açlıktan çöplüklere mahkum edilen, yaprak ve ot yiyerek hayata tutunan insanların O’na ihtiyacı var.    Yetimler, köleler O’nun rahmet ikliminde hayat bulmuş ve himayesinde korunmuşken; şimdilerde zihinlerine ve yüreklerine şeffaf zincirler geçirilerek köleleştirilen ve yalnızlığa terk edilen insanların O’na ihtiyacı var. Namusları kirletilen iffetli hanımların, O’nu sevdikleri ve getirdiği mesaja gönülden bağlı oldukları için hakları ellerinden alınan Mü’min ve Mü’minelerin, yurtları işgal edilerek her türlü işkenceye maruz kalan mazlumların O’na ihtiyacı var.        Gayrı kılıç sesleriyle değil, bomba sesleri ile uykuları bölünen, bir hamlede bir değil binlercesi ölen insanların, savaş meydanlarında merhamet bekleyen çocukların, kan göllerinde kırmızı güller arayan kadınların,  O’nun savaşta bile merhamet sunan yüreğine ihtiyacı var. Kardeşin kardeşi düşman bellediği, birbirini boğazladığı, ateş çukuruna dönen coğrafyamızda haset, kıskançlık, su-i zan, yalan, gıybet, iftira, menfaat, iktidar hırsı, hizipçilik ve tefrika ile paramparça olan ümmetin O’na ihtiyacı var. Kısaca güçlünün söz sahibi olduğu bir dünyada,  O’nun sözünün gücüne ihtiyacımız var. Âlemlerin Efendisi (s.a.s)’ni daha fazla tanımaya ve sevmeye ama daha da önemlisi yaşamaya ve yaşatmaya ihtiyacımız var. O’nu tanımak Allah’ı tanımaktır, O’nu yaşamak Kur’an’ı yaşamaktır. Bizler kalbimizi ve aklımızı İki Cihan Serveri Hz. Muhammed Mustafa’ya ve O’nun emaneti olan Kur’an-ı Kerim’e açtıkça; O’nun tertemiz sünnetini davranışlarımıza ve hayatımıza taşıdıkça; Allah’ın hakkımızdaki hükmü değişecek ve zaman tekrar lehimize dönecektir.”

“MÜSLÜMAN, İNSANLARIN ELİNDEN VE DİLİNDEN GÜVENDE OLDUĞU KİMSEDİR”

Bayanlara yönelik düzenlenen programda ise okul öğretmenlerinden Hilal Turğut bir konuşma yaptı.

Peygamberimiz; Hz. Muhammed (sav) insanlar içinden seçilmiş, insanlara karşı çok şefkatli ve merhametli bir peygamber olduğunu ifade eden Turğut, “Bundan tam 1444 yıl önce insanlık cahiliye devrini yaşıyordu. İnsanlar hak, adalet, dürüstlük gibi kavramları unutmuştu, güçlü zayıfı eziyordu, kız çocuğuna sahip olmak utanç vesilesi olduğundan diri diri toprağa gömülürdü. 23 yıllık Peygamberlik süreci sonunda cahiliye devrinin karanlık günlerinden, karıncayı bile incitmekten çekinen insanlardan oluşan saadet asrının güneşinin tüm dünyayı aydınlattığını görüyoruz. Bu kadar kısa bir zaman diliminde bu kadar büyük değişimin mimarı tabii ki alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav)’di. Sevgili Peygamberimiz hayatı boyunca insanları aldatmaya yönelik hiçbir iş yapmamıştır. O, hiç yalan söylememiştir, İnsanların mallarına el uzatmamıştır, Haksız yere cana kıymamıştır. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde bu hususu şöyle dile getirmektedir. “Müslüman, insanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir” Özü sözü bir olan peygamberimiz, kendisi için istediğini ümmeti için istemiştir ve bu hususta şöyle demiştir. ‘’Hiç biriniz kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için istemedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz’’ Sevgili peygamberimizin ahlaki vasıflarından biri de yapmış olduğu bütün işlerinde merhamet duygusunun olmasıydı.

Ağzından hiçbir zaman kaba bir söz çıkmamış, Hiç kimsenin kalbini kırmamış, Her hareketinde merhameti ön plana çıkarmış ve bizlere merhametli olmamızı öğütlemiştir.” Dedi.

“EFENDİMİZİN HAYATI SADECE KİTAPLARDA YER ALMAMALI, HAYATIMIZIN BİR PARÇASI OLMALI”

“Sevgili peygamberimizin söylediği ve yaptığı işler, hayatı boyunca uyum içinde olduğu için yaşadığı toplumda örnek bir kişi olarak gösterilmiş ve kendisine Muhammed ül Emin denilmiştir” diyen Turğut, “Medine’ye hicret ettiğinde muhacir- ensar kardeşliğini yapıp bize kardeşliğin nasıl olması gerektiğini gösteren efendimizin mirasına bizler bugün ne kadar sahip çıkabiliyoruz. Kaç kardeşin arasını düzelttik, kaç kardeşin gönlünü hoşnut ettik düşünmemiz gerekir. Efendimizin hayatı sadece kitaplarda yer almamalı, hayatımızın bir parçası olmalı. Çocuklarımıza Annelik yaparken Hz. Fatıma olmaya çalışmalı, akşam eşimiz eve dönerken Hz. Ayşe gibi olmaya çalışmalı, Bir kardeşimizin sıkıntısı varsa Ensar olmaya çalışmalı, yani hayatımızı Peygamber hayatına çevirmeye çalışmalıyız. Sevgili peygamberimiz sadece dinin tebliği için vazifelendirilmiş değildir. İslam dininin yaşantıya aktarılış şeklini dünyada yaşantımızı nasıl şekillendireceğimizi hangi prensipleri yerine getirirsek kendimizin toplumda hayat sürdüğümüz insanlarla beraber Rabbimizin razı olacağı bir hayatı yine O’nun hayatından öğrenmekteyiz.” İfadelerini kullandı.

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN