• Dolar Alış / Satış: 8.547 / 8.563
  • Euro Alış / Satış: 10.365 / 10.383
  • BINGOL:
  • Güneş: 4:45
  • Öğle: 12:29
  • İkindi: 16:25
  • Akşam: 19:53
  • Yatsı: 21:46

MALİK B. NEBİ’NİN ISLAHATÇILARLA DÜŞÜNCE İLİŞKİSİ -I

7 Kasım 2016
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
676 defa okundu.
MALİK B. NEBİ’NİN ISLAHATÇILARLA DÜŞÜNCE İLİŞKİSİ -I

Malik b. Nebi yaşam boyu mücadele ve devrim adamıdır. Rad/11 ayetinin alt yapısını oluşturmak için ve yaşamın her alanına taşımak için sürekli alandadır.
Malik b. Nebi’nin Islahatçılarla Düşünce İlişkisi
“Ey yüce halk, kavganı selamlıyorum…” Malik b. Nebi

Malik b. Nebi, İbn-i Teymiye, CemaleddinAfgani, Muhammed Abduh, Reşit Rıza geleneğini Cezayir’den selamlayan, İslam tarihinin uyuyan toplumlarını ‘uyuyan toplumların tarihi olmaz olsa olsa kabusları olur’ diyerek; uyandırmaya dönük değerli pratik geliştiren, büyük düşünce ve eylem adamıdır. İslam tarihi boyunca müteselsil bütün çığlıkları duymuş ve o da bu çığlıklara bazen Avrupa’dan (Fransa) bazen Kuzey Afrika’dan (Cezayir) Marsilya’dan çığlık eklemiştir.

O, sömürge altında olan Afrika’da evvela zihinsel sömürünün çözümlenmesi, sömürüye müsait hale gelmiş bir halkın zihni, ilmi bir dönüşüm yaşamaları gerektiğini savunmuş, bunun da koşullarını izah ederek alt yapısını oluşturmanın derdine düşmüştür. Ona göre zihinsel kuşatılmışlık, fiziksel kuşatılmışlığın davetçisidir. İlkine direnemeyen ikincisini yenemez…

Malik b. Nebi, İslam tarihindeki hareketleri genel olarak ikiye ayırır; 1)Islahat akımı: Bu akım Müslüman’ın vicdanıyla irtibat halindedir. 2)Yenilikçi akım: Birinciye oranla daha yüzeysel bir akım olan bu hareket batı okullarında eğitim görmüş sosyal bir sınıf tarafından temsil edilmiştir. Bu akımın hareketlerine örnek olarak, Hindistan’daki Aligarh Üniversitesi Hareketi gösterilebilir. Birinci akıma gelince bu akımı İbn-i Teymiye döneminden beri Müslüman’ın gönlüne giden yolu bulduğunu görüyoruz.

Islah hareketini İbn-i Teymiye’ye dayandıran Malik b. Nebi’ye göre İbn-i Teymiye çağının alimlerine benzemezliğiyle özgün ve hakiki bir kimliğe sahiptir. O, Gazali gibi mutasavvıf değil, İslam aleminin silkinmesini düşleyen, bu anlamda uğraş veren ‘devrimci’ mücadele adamıdır. Bununla birlikte ıslah çığlığını küresel boyuta taşıyan Afgani’dir. Afgani kültür ve bilim adamıdır. Asırlardan sonra ilk kez peygamberin sosyal fonksiyonları hakkında konuşma cesareti göstermiştir.

İslam dünyasında ilk bölünme Malik b. Nebi’ye göre Hicri 38’de Sıffin’de olmuştur ve yine ona göre Muaviye sonsuza dek sürecek yapıyı yerle bir etmiştir. İşte Afgani’nin ilk hedefi Sıffin’de parçalanmış ve sömürgeciler tarafından yok edilmiş İslam kardeşliğini yeniden inşa etmekti. Afgani, bu hedefin inşası için öncelikle mevcut yapıların, yönetimlerin dayandıkları temelleri yıkmak gerektiğini düşünüyordu. Bu düşünce Afgani’nin ilk hedefiydi. İkinci hedef daha ziyade fikri mücadeleydi. Materyalist anlayışa (tabiatçılık) ve bu anlayışı yaymada sömürgenin aracı olan Aligarh Üniversitesi’ne de savaş açmıştı. Malik b. Nebi’ye göre Afgani İslam dünyasının siyasi örgütlenmesini yeniden yapılandırmaya çalışan önderdir. Bununla beraber durum tespiti yaptıktan sonra Afgani’yi eleştirir; evet İslam dünyası Afgani’ye çok şey borçludur çünkü; İslam dünyasının siyasi örgütlenmesini yeniden yapılandırmaya çalışan Afgani’dir. Fakat onun bu çalışmaları kitlelere ve kurumlara yönelmiş, bireyi esas almamıştır. Bu da Malik b. Nebi’ye göre Muvahhidler sonrası insanını yeniden sentezlemeyi hedeflememiştir.

Afgani bozulmayı temelde teşhis etmiş fakat; bozulmanın içsel faktörlerini araştırmakla vakit kaybetmek istememiştir. Çünkü vakit yoktur. Böyle olunca da ıslahatı değişik yönleriyle ele alıp değerlendirmek işi ıslah hareketine Afgani’yle katılan Muhammed Abduh’a kalmıştır. Abduh, ‘atomisttir’ (Prof.Gibb), merkezine bireyi alır. Problemin daha ziyade bireysel ve sosyal yönüne dikkat çekmiştir ve bu nokta da hocasından ayrılmıştır. Muhammed Abduh, birey merkezli çözüm önerisinde bulunurken düşüncesini; Rad/11 (Bir toplum kendi içindekini değiştirmedikçe kuşkusuz Allah o toplumu değiştirecek değildir.) ayetiyle temellendiriyordu. Bu noktada usul belirlemeye çalışan Abduh, kelam ilminin ıslahını esas almıştır.

Malik b. Nebi, Abduh’un birey merkezli yöntemini şartlı benimser, kelam ilminin bireyle ilişkisi bir iki husus (Akide ve İlke) dışında sınırlıdır. Mesele akide meselesi değildir. Mesele Müslüman’a Allah’ın varlığıyla ilgili delil göstermek değil, bizatihi ona kendi varlığını hissettirmek ve onu bu hisle doldurarak güçlü bir enerji kaynağına dönüştürmektir. Oysa kelam ilmiyle işin zora sokulduğunu hatta kelam tartışmalarının ıslahat hareketlerinin saptırıcı kaderi olacağını ifade etmiştir.

Malik b. Nebi’nin hareket fıkhıysa bir açıdan Afgani ve Abduh sentezidir denilebilir. O, daha temelden sorun odaklı bir yaklaşımdan yola çıkar. Ona göre ihanet edilmiş fikirler intikam alırlar tıpkı yanlış yapılan köprüler, binalar gibi. Biz kendi fikirlerimize ihanet ettik (Sıffin). Bunun sonucu ise ölü fikirlerdir. Ölü fikirler sömürüye müsait olma –Muvahhidler sonrası dönem- durumunu meydana getiren nedendir. Ölü fikirler geçmişin etkisiz fikirlerine bağlılıktır. Kuşkusuz ölü fikirler Paris veya Londra’da, Sorbonne veya Oxford’un anfilerinde değil aksine Fas, Cezayir, Tunus ve Kahire’de ortaya çıkmışlardır. O fikirler muvahhidler sonrası yüzyıllar boyunca Karaviyyun, Zeytuniye ve Ezher minarelerinin diplerinde doğmuştur. Ölü fikirler sistemli bir şekilde bertaraf edilmedikçe Müslüman organizmasını yeniden mayınlayan ve savunma tepkisini yanıltan irsi virüsleri oluştururlar.

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN