• Dolar Alış / Satış: 8.526 / 8.542
  • Euro Alış / Satış: 10.098 / 10.116
  • BINGOL:
  • Güneş: 5:14
  • Öğle: 12:35
  • İkindi: 16:26
  • Akşam: 19:34
  • Yatsı: 21:14

İSLAMI TAHRİF YÖNTEMLERİ:1

3 Ekim 2016
3 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1010 defa okundu.
İSLAMI TAHRİF YÖNTEMLERİ:1

Bir dini, düşünceyi, bozmanın en etkili yöntemi o dinin/düşüncenin/ asli metinlerinde tahrifat meydana getirmektir. Metni /ilahi veya insani/ tahrif etmenin birden çok yolu/yöntemi olmakla beraber bizim bu yazıda dikkat edeceğimiz husus İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an’ın muhtemel tahrif yollarından herhangi birisiyle karşılaşıp karşılaşmadığı noktasında bazı örnekleri değerlendirmek olacaktır.

Kur’an ayetlerini yorumlamada, manalandırmada bazı yaklaşımların yüzeyselliğinden doğan problemlerden sayısız örnekler vermek mümkündür. Sözün başında altı çizilmesi gereken hususun, İslam tarihinde tahrife hizmet eden yanlış okuma biçimlerinin, önemli bir kısmının kasten yapılmadığının vurgulanması gerektiğidir.

İkinci husus olarak; Kur’an mealleri veya tefsirlerinin; o meali,tefsiriyapan kişinin veya kişilerin Kur’an’dan anladıklarından ibaret olduğu bilinciyle davranmak olacaktır. Dolayısıyla hiçbir meal veya tefsirin Kur’an olamayacağı bilgisiyle birlikte yorum yapan zihnin kendinden menkul hatalarının kitaba izafe edilmesi tehlikesi de yanlışları çoğaltmada önemli yer tutmaktadır. Kelamı ilahi olan ve bunun içinde kendisinde asla bir çelişki olmayan kitabımızın parçalı ya da yüzeysel okunması maksadı, ilahinin anlaşılmasını zorlaştırdığı gibi bazen kasdı ilahinin tersine çıkarımlar yapılmasına bile sebep olabilmiştir. Bu durum da dikkatli meal okuyucuları açısından Kur’an’ın çelişkiler içerdiği vehmini doğurmaktadır. Sözgelimi Kitabın insana, doğru ve yanlışı ayırt etme özelliği olan rüşdü,  iradeyi ve seçme hürriyetini verdiğini söylemesine rağmen Allah’ın hidayeti ‘dilediğine’ vereceğinden bahseden ayetler daha doğrusu böyle anlaşılması sağlanan ayetler, insanoğlunun hürriyeti/iradesi ile ilgili soru işaretleri üretir. Aynı şekilde Allah ‘dilediğini’ saptırır. Gibi yine iradeyi sıfırlayan yaklaşım biçimleri imtihanı anlamsız kılacak keyfiyette büyük hatalar içermektedir. Oysa doğru olan söz konusu ayetlerin işaret ettiği öznenin/belirleyenin/dileyenin/insan olduğudur.

Manayı daraltma yöntemine bir örnek;

Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah’ı tesbih eder. O, üstündür, hikmet sahibidir.

Saff (1).

Gökyüzünde ve yeryüzünde ki bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettikleri haberi Kur’an’da birçok yerde mevcuttur.  Tesbihi klasik dönem tefsirleri çeşitli şekillerde açıklamaya çalışmışlardır.  TDK Sözlüğünde de ‘dini sözleri kullanmak’ manası verilmiştir. Tesbih kavramı,geleneğimize ve ıstılahımıza da bu anlamıyla girmiş bulunmaktadır. Ancak kavramlara manasını verenler, sözlükler değil; kavramların sahipleri olmalıdır. Nitekim sözlüğün Kur’an’i bir kavram olan tesbihe yüklediği mana aynı zamanda o kavramın anlamını daraltmak suretiyle bir tahrifat meydana getirmiştir. Oysa tesbih kitabın kullandığı mana bütünlüğünde anlaşılmalıdır. Hakikat ve maksad ancak böyle anlaşılabilir. Kitabın yüklediği anlam ile tesbih özetle: yaratılan varlıkların yaratılış formuna uygun davranma biçimidir. Çeşitli varlıkların tesbihinden bahsedildiğinde biz bu ayetlerde geçen tesbih kavramını sözlük anlamıyla düşünürsek yanılırız.Anlamlı, alakalı olmayan sonuçlar çıkarırız. Örneğin Ra’d suresinde Rabbimiz gök gürültüsünün Allah’ı tesbih ettiğini buyurur. . (Gök gürültüsü Allah’ı hamd ile tesbih eder. Ra’d 13) burada gök gürültüsünün kendisine verilen görevi yerine getirdiğini mi anlamalıyız yoksa ‘Elhamdulillah’ dediğini mi? Oysa anlaşılması gereken teşbihin kavliliğiyle beraber anlamlı oluşu eylemle mümkündür. Ayetlerin vurgularını salt sözel planda değerlendirmek de bir çeşit tahriftir!

‘Kur’an’ın tahrifi’ gibi hassas bir konu akıllaraHicr suresi 9. Ayeti getirebilir. Getirmelidir: “Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız”. Amenna. Ancak burada bahsedilen hususun Kur’an’ın metin bütünlüğü olduğu da unutulmamalıdır. Bizim kasdettiğimiz ise Kur’an’ın metnine sadık kalarak manada tahrifatların yapıldığıdır. Tevrat, Zebur veya İncil de olduğu gibi ayetleri değiştirilmek suretiyle metninin değiştirilmesi gibi bir durum Kur’an için söz konusu değildir. Onlar metin üzerinde ayetleri değiştirilerek tahrif edilmişken;Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! (bakara/79) Kur’an’da ise  yukarıda bahsedilen sorunlu anlamlandırma ve bazı mezhebi tarihi veya siyasi hesaplar ile meallerde parantezler açılmak suretiyle okuyucuyu yanlış yönlendirme noktasında ki kargaşa tahrifata bir örnektir.!

 

Kur’an’ı terk etmek onu tahrif etmektir!

Manasını bulandırmak üzerinden tahrifata hizmet eden mealler ile beraber Furkan suresinde  hayata aktarmak üzerinden de tahrifata uğratıldığı, Peygamber(s)’in sitemiyle anlaşılmaktadır: Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı büsbütün terkettiler.(Furkan 30) Kur’an’ı terk etmek onun prensiplerine göre yaşamamaktır. Müslümanların önemli bir kısmı Kur’an’ı okudukları halde hayata hakim olması noktasında gereken hassasiyeti göstermiyorlar. Kitap; okunmayınca,anlaşılmayınca hayata hakim olması da sözkonusu olmayacaktır. Hayatı düzenlemesi engellenen bir kitabın, hayatlardan bir şekilde çıkarılan bir kitabın metninin ilk günkü gibi oluşu da çok anlamlı olmayacaktır. Neticede kitaba saygı ve kitabı koruma, ona hayat vermekle mümkündür. Aksi takdirde Müslümanların hayatlarından çıkardıkları kitabın, onların ellerinde ya da evlerinde olmasının çok ta büyük bir anlamı yoktur. Dünyada en çok okunan kitabın Kur’an olduğu istatistiki veri olarak elimizde bulunuyor. Ancak dünyada en az anlaşılan(apaçık/mübin olduğu halde) ve enazmüşahhaslaşan(onu bize aktaran bizim türümüzden/insan/olduğu halde) kitap olma özelliği de yine Kur’an’dadır.

Metni, ilahi koruma altına alınan kitabın, manasını insanların elinden almak suretiyle en etkili tahrif için büyük çabaların olduğu tarih ve toplum okumalarından anlaşılmaktadır.

Manasını çağ ve coğrafya ile sınırlandırmak suretiyle daraltmak, zaman içinde yapılmış yorumları mutlaklaştırmak,manasını tümden Müslüman hayatından çıkarmak, mezhebi meşrebi, siyasi hesaplar üzerinden söylemek istediğini Kur’an’a söyletmeye çalışmak, ayetleri bağlamından kopararak tartışma mevzu yapmak, kınayıcının kınamasından korkmak suretiyle hakikatlerin bir kısmını dile getirmekten çekinmek en temelde Kur’an’ın bir hayat kitabı olduğu gerçeğini unutturmak mezkur çabaların tahrife hizmet eden sonuçlarıdır.

 

YORUMLAR 1 Yorum Yapıldı.
  • Öncelikle Solhan'nın sesi dergisine yayın hayatında başarılar ve çalışanlarına muvafakkiyetler diliyorum. Ayrıca fikri ve düşünsel olarak güçlü kalemi kadrolarına dahil ettikleri için tebrik ediyorum. Pasifize edilmiş zihnimizi, uyandıran-faaliyete geçiren yazıların devamını diliyorum. "Ancak kavramlara manasını verenler, sözlükler değil; kavramların sahipleri olmalıdır."
    4 Ekim 2016 23:05
  • Hocam takipleyim güzel yazılar bekliyoruz
    3 Ekim 2016 23:49
  • Merhaba dostum, Öncelikle aramıza hoş geldin. Yazıların ağır olmasından dolayı biraz daha kısa olması okumayı kolaylaştıracak görüşündeyim. Fayda sağlayıcı yazılar temennisi ile Rabbime emanet ol. Rabbim kalemine kuvvet katsın. Selam ve dua ile... Abdulgafur BİLDİK
    3 Ekim 2016 21:05

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN