• Dolar Alış / Satış: 8.385 / 8.4
  • Euro Alış / Satış: 9.968 / 9.986
  • BINGOL:
  • Güneş: 5:12
  • Öğle: 12:35
  • İkindi: 16:27
  • Akşam: 19:37
  • Yatsı: 21:19

GÜMÜŞ, SOLHANIN SESİ’Nİ ZİYARET ETTİ

11 Mayıs 2015
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1079 defa okundu.
GÜMÜŞ, SOLHANIN SESİ’Nİ ZİYARET ETTİ

Solhanın Sesi Gazetesi’ni ziyaret eden HDP Bingöl Milletvekili adaylarından Serhat Gümüş, çalışmaları hakkında bilgi verirken zorunlu din dersi ve diyanet işleri başkanlığı ile ilgili de açıklamalarda bulunup “Bizim için siyaset; sorunları çözme sanatıdır, onlar için de sorun yaratma, sorun ortaya çıkartma sanatıdır. Yoksa bence halkımızın birçok kısmı da ne denildiğini biliyor.” ifadelerini kullandı.

 Solhanın Sesi Gazetesi’ni ziyaret eden HDP Bingöl Milletvekili adaylarından Serhat Gümüş, Solhan’da köy ziyaretleri ile çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.

Solhanın Sesi Gazetesi ziyaretinde çalışmaları hakkında bilgi veren ve gündeme dair açıklamalarda bulunan Gümüş, “Hem il genelinde hem de ülke genelinde partimize yönelik çok ciddi bir teveccüh var. İnsanlarımız mevcut iktidarı mantıklı anlamda eleştirebilecek ve diktatörlüğe gidişi durdurabilecek tek hareketin HDP olduğuna inanıyor. Bize oy verenlerin belki de büyük bir kısmı kendi tabanımız değildir, seçmenimiz değil ama geleceği ve bu kötü gidişatı, kirlenen siyasi yapının önündeki engelli aşacak tek partinin HDP olduğunu düşünüyor. Biz de bu anlamda seçim çalışmalarımızı şuan ilçemiz bazında Solhan’da yürütüyoruz. Köyleri geziyoruz, çok yoğun ilgi ve teveccüh var. Bu anlamda bu teveccühler de bize güç veriyor. Tabi mevcut iktidarın hizmet üretmeyişinden kaynaklı, HDP’yi yıpratma ve baraj altında bırakma, çamur at izi kalsın gibi bir siyasi anlayışı var.  Bizim için barajı aşmak ne kadar önemli ise onlar için de bizim barajın altında kalmamız o derece önemli. Aksi taktirde cumhurbaşkanının meydanlarda dillendireceği 400 milletvekili ciddi anlamda sıkıntıya ve tek başına iktidar olma sıkıntısı yaşayacaklar.” Dedi.

“BİZ DİYANETİ VE DİNİ BİR BİRİNDEN AYIRT EDİYORUZ”

Gümüş, “HDP’yi baraj altında bırakma gibi siyaset izliyorlar. Son zamanlarda başvurdukları bazı yöntemler var. Hizmet üzerinde artık millete gidip hizmet sunma, iş vaatleri vesaire noktasında değil de din istismarı üzerinden bazı konular açıklanarak hem Selahattin Demirbaş itibarsızlaştırma hem de HDP’nin yükselen trendinin önüne geçilmek isteniyor. Bu konuların başında da zorunlu din dersi ve diyanet kavramları öne çıkıyor. Biz diyaneti ve dini bir birinden ayırt ediyoruz. Diyanet başkanlığı 1924’te Mustafa Kemal Atatürk döneminde tevhidi tedrisat kanununa istinaden oluşturulmuş kurumdur. Diyanet başkanlığı kurulduktan sonra dikkat ederseniz bir çok medrese, külliye, İslami anlamda eğitim veren bir çok alim ve ilim veren yapı kapatılmıştır. Kürt âlimleri asılmıştır. Şeyh Sait’ler asılmıştır. Tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. Yani diyanet işleri “Kemalizm’in dinini yaymak için iktidarın dinini yaymak için kurulmuştur. Dinin devletini değil de devletin dinini toplumlara empoze etmek için oluşturmuş olduğu bir yapıdır.” Sadece Sünni Hanefi mezhebini esas alarak  -mevcut Türk devlet yapısının din anlayışı bu olduğu için- bunu kurumsallaştırmak için dini mevcut devletin hizmetine sokmak için devletin bekasına, devletin iktidarına, devletin gücüne Allah’ın değil de devletin gücüne hizmet etmek için oluşturulmuş bir kurumdur. Bu anlamda diyanet işlerinin görevi daha çok bir anlamda insanların dini duygularını kısmi anlamda tatmin edip aslında onların gerçeğe ulaşmasını da engellemektir. Biz bu anlamda şunu savunuyoruz; minber özgürlüğü, imamlara özgürlük… Mesela biz üniversitede öğrenciyken de daha sonraki dönemlerde de biz okullarda, bahçelerde, kahvehanelerde oturduğumuzda hep bazı insanlar gelirdi koltuklarının altında bir çanta, ellerinde bağış faturası dolaşırdılar cami yapılması için bağışlar toplanırdı. Yani halktan bağış toplanırdı ve bu bağışlarla camiler yapılır, ama ilginçtir bu camilere devler imam atar. Cemaat kendi içinden bir imam atamıyor. Yani camileri halk yapıyor, imamı devlet atıyor. Biz diyoruz ki camiyi devlet yapsın, imamı halk atasın. Bizim zaten demokratik özellik dediğimiz şey budur. Yani toplumun ihtiyaçlarını toplum belirleyecek mahalle konseyleri, köy konseyleri, kent konseyleri/meclisleri bunlar toplumun ihtiyaçlarını belirleyecek. Kendi içerisinde âlimler birliği oluşturulacak tabi bunlar diyecek bu şahıs bu camide vaaz vermeye yetkindir. Ya da mahalle toplanacak bizim sağlık ocağına ihtiyacımız var, sağlık ocağına doktoru toplum belirleyecek. Bunu başkanlık sistemiyle Ankara’dan atayarak Solhan’ın en ücra köşesindeki köydeki eğitim sistemini oradaki halk belirleyecek. Öğretmeninin dâhil olduğu, doktorunun dahil olduğu, belki avukatının dahil olduğu, çiftçisinin dahil olduğu, esnafının dahil olduğu halk meclisleri belirleyecek. Bu anlamda biz yerel yönetimleri destekliyoruz, başkanlık sistemini değil.” İfadelerini kullandı.

“MEDİNE SÖZLEŞMESİNİ ESAS ALIYORUZ”

Eğitim alanında da açıklamalarda bulunan ve zorunlu din dersi ile ilgili görüşler belirten Gümüş, “Solhan’ın haraba köyüne gittik. Düşünsenize 2015’te bir okulda hala beş sınıf birden derse giriyor ve tek öğretmen beş sınıfı birden okutuyor. Bu çocukların kafası karışıyor. Her sınıf farklı bir sırada… Biz orada iki öğrenci de olsa üç öğrenci de olsa o çocukların ayrı ayrı eğitim görmesini istiyoruz. Çünkü onlar bizim geleceğimiz. Orada bir köylünün bize söylediği oğlum üçüncü sınıfta ve hala okuma yazmayı kavrayamamış. Yani bu eğitim sisteminin bir ayıbıdır, devletin ayıbıdır. Bunlarla uğraşılması gerekiyor. İkincisi zorunlu din dersinin kaldırılma sorunu; bu anlamda da şöyle çamur at izi kalsın zaten bizim dinimizde zorlama yok zorlama kavramı dinimizde yok dinimiz özgür bir din bu anlamda Medine sözleşmesini esas alıyoruz. Medine sözleşmesi 622 yılında peygamberimiz ile Medine’nin eşrafı arasında, oradaki Müslüman ahali ile Yahudiler ve pagandalar arasında imzalanan bir antlaşmadır ve asla peygamberimiz oradaki Yahudi’lerin kendi inançlarını yaşamalarına engel olmamıştır. Onların kendi dininin gereği gibi ibadet etmelerini savunmuştur. Medine’nin savunması konunda da Müslümanların ve Yahudi’lerin dışarıdan yapılacak saldırıların birlik oluşturmalarını ve ümmet olgusunu, ümmet bilinciyle oranın savunulmasını esas almıştır. Yaksa; Yahudilere zorla namaz kıldırmamıştır, Yahudilere zorla Müslümanlık dayatılmamıştır. Aksi taktirde din gelişemez zaten. Bunun için İslam dini hoşgörü dinidir, İslam dininde zorunluluk yoktur. Bu anlamda bizim kıstaslarımız; bizim de âlimlerimiz var, bizim de muteber ailelerimiz vardır. Biz bunların görüşlerini bizim toplumun genelinde olan öz yapısını oluşturan biz alimlerimize güveniyoruz. Biz diyanetin Kemalizm’in bir kurumu olduğunu düşünüyoruz ve bu anlamda da diyanet işlerine eleştirilerimiz vardır. Size bir sürü eleştiri de sunabilirim. Diyanet işlerinin biz hiçbir defa haktan, hukuktan, adaletten bahsettiğini duymadık. Soma’da 301 insan ölüyor sadece bizim bölgemizde değil cumhurbaşkanı çıkıp sadece taktiri ilahidir diyebiliyor. Evet tabi ki taktiri ilahidir ama şuan orta doğuda savaşlarda oluyor binlerce insan bombalarla da ölüyor. Bizim o zaman bunlara da taktiri ilahi deyip hiçbir şey yapmamamız mı gerekiyor. Yani diyanet işleri devletin iktidarına hizmet etmemeli, yeri geldiğinde eleştirebilmeli; hak, adalet, hırsızlık, tasarruf… İşte Selahattin Demirtaş çoğu kez söyledi bir trilyonluk bir araca binmek diyanet işleri için bir lükstür. Hz. Ömer’in bile üzerindeki abasının bir karışını fazla bulduğu bir gelenekten gelen, bir inançtan gelen, bir düşünce sisteminin gerçekten bunu israf olarak görmesi gerekiyor. Biz bu anlamda bununu çokta insanlarımızın manevi duygularını tatmin etmediğini düşünüyoruz. Çünkü insanlarımız camiye giderken, hutbe dinlerken gerçekte adaletten bahsedilmesini de istiyor. Haktan, hukuktan, hırsızlıktan; toplumun ihtiyaçlarına göre hutbeler verilir. Toplumdan yanlış giden şeylere göre verilir. Biz diyanetin bu anlamda imamlara hazır hutbeler gönderdiğini, biraz imamları bu anlamda baskı altında tuttuğunu, kontrol altında tuttuğunu düşünüyoruz ve diyanet kalksın imamlara özgürlük, özgürce konuşabilsin. Toplumun ihtiyaçlarını görüyorlar, maneviyatını görüyorlar iktidarın insanların üzerindeki tahkib edilmiş gücünü kırmak istiyoruz. Aslında söylediğimiz imamlara özgürlüktür, minber özgürlüğüdür. Bunu önemsiyoruz, bunun da halkımız için faydalı ve özgür yapı olduğunu düşünüyoruz. Bizim için siyaset; sorunları çözme sanatıdır, onlar için de sorun yaratma, sorun ortaya çıkartma sanatıdır. Yoksa bence halkımızın birçok kısmı da ne denildiğini biliyor.” Şeklinde konuştu.

 

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN