GÖRÜNTÜ ÇAĞININ GÜRÜLTÜLÜ ÇOCUKLARI

10 Aralık 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
6007 defa okundu.
GÖRÜNTÜ ÇAĞININ GÜRÜLTÜLÜ ÇOCUKLARI

Konuşuyoruz. Hem de çok, pek çok…

Bilip bilmeden… Birbirimizi dinlemeden…

Belki de bilmenin ve dinlemenin hiç bu kadar önemsiz olduğu bir devri yaşamadık.

Bilmek ve dinlemek yerini içi boş, dışı hoş konuşmaların cazibesine bıraktı.

En çok konuşanın en bilgili sayıldığı, en iyi dinleyenin en az değer gördüğü sığ ve sıkıntılı bir kabul ediş hayatımıza yerleşti.

Etkin ve yetkin olmadığımız halde aralıksız neler konuşmuyoruz ki…

Siyaset, ticaret, adalet, sanat, spor, ekonomi, eğitim, din, mezhep…

Derinliği olmayan ve denge halinden uzak yorumlar eşliğinde…

Sadra şifa olmayan değerlendirmeler…

Alternatif çözüm üretmeyen düşünceler…

Bilgi yoksunu ve bilinç yoksulu olan ardı arkası kesilmeyen cümleler…

Çünkü görüntü çağının gürültülü çocuklarıyız.

Bilmeden, bilinçlenmeden ve ahlaki açıdan düzelmeden büyüyemeyeceğimizi idrak edemeyen…

Şekle takılan ve şuura ulaşamayan…

Şekilden şekle giren veya şekilsizliği şekil kabul eden ancak inanç ve medeniyet anlayışıyla şekillenemeyen nefislerin ve nesillerin zihin ve zihniyet kayması yaşaması pek doğal.

Nitekim gençler, deizme; orta yaş, sekülerizme; anneler ve kadınlar, feminizme; çocuklar, fanatizme; babalar, kapitalizme; dindarlar, faşizme doğru eviriliyor.

Gösteri ve gösterişin davet ve tebliğ; Sivil Toplum Kuruluşları, referans kaynağı ve iltimas yuvası; fıkıhsız İslam’ın ve genetiğiyle oynanan inancın, din olarak algılandığı bir sürece şahitlik etmekteyiz.

Topyekûn bir değişim ve dönüşüm halindeyiz.

Bize ait olmayan bir dünyada biz olmak veya kalmak nasıl ve ne kadar mümkün olabilir?

Zira siyasetimiz, sanatımız ve kültürümüz Batı kaynaklı.

Hukuk sistemimiz tamamen Batı ürünü…  Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, İcra ve İflas Kanunu İsviçre’den,  Ceza Kanunu İtalya’dan, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Almanya’dan, İdare Kanunu Fransa’dan…

Tarihimizi, dini ve kültürel yapımızı eriten, içerik ve işleyiş bakımından tamamen Batılı olan eğitim sistemine sahibiz. Eğri bacadan doğru duman çıkar mı?

Demokrasiyi, laikliği, kapitalizmi, liberalizmi, sekülerizmi ve milliyetçiliği Batı’dan aldık. Friedrich Nietzsche’nin şu sözü geçmişten günümüze içinde bulunduğumuz durumu özetliyor gibi: “Bir kere yanlış trene bindiyseniz koridordan ters tarafa yürümenin hiçbir faydası yoktur.’’

Artık zihinsel körlük ve zihinsel köleliğimizin nedenini kavramalıyız.

Tek suçlu Batı mı? Bizim hiç mi kabahatimiz yok?

Şeytan taşlamaktan tavaf yapmaya fırsat bulamıyoruz.

Lakin şeytanı doğru yerde ve yönde aradığımızdan da emin değilim.

Islah adı altında gerçekleştirilen çok çeşitli ifsat faaliyetleri bizleri özümüze ve sözümüze yabancı kıldı.

Medeniyet köklerimizi ve kültürel egemenliğimizi yerle yeksan eyledi.

Kıtalara hükmeden, insanlığa yön veren, ümmeti dik ve diri tutan ruhumuzu; laik ve ulus devlet anlayışıyla kaybettik. Ruhsuz beden, ceset değil midir?

Konuşalım ama gerçekleri ve gerekçeleri.

Konuşalım halimizi, hatıralarımızı, hafızamızı, hayalimizi.

Konuşalım okuduklarımızı, olumsuzluklarımızı, bize oynanan oyunları.

Konuşalım kim olduğumuzu, kapasitemizi, karakterimizi.

Nihayetinde kavrayarak konuşalım, kavramlarımızla konuşalım, kıyaslayarak konuşalım.

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN