• Dolar Alış / Satış: 8.44 / 8.455
  • Euro Alış / Satış: 9.938 / 9.956
  • BINGOL:
  • Güneş: 5:53
  • Öğle: 12:24
  • İkindi: 15:54
  • Akşam: 18:33
  • Yatsı: 20:00

“GÖREVİMİZ, PEYGAMBERİMİZİ ANMAKTAN İBARET MİDİR?”

4 Aralık 2017
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
683 defa okundu.
“GÖREVİMİZ, PEYGAMBERİMİZİ ANMAKTAN İBARET MİDİR?”

Numanoğlu, “Görevimiz; peygamberimizi anmakla beraber, O’nu anlamaya ve O’nun sünnetine ittiba etmeye çalışmak olmalıdır. Yine asıl vazifemiz sevgili peygamberimize layık birer insan olmak ve Peygamberimizin tebliğ ettiği güzel dinimizin gayretli birer temsilcisi olmaya çalışmak olmalıdır.” dedi.

Mevlit kandili münasebetiyle Solhan Erkek Anadolu İmam Hatip Lisesi tarafından Solhan Merkez Camii’nde Mevlid-i Nebi programı düzenlendi.

Vatandaşlar, Mevlid-i Nebi programı dolayısıyla akşam saatlerin Solhan Merkez Camiine gelerek buradaki programa katıldılar.

Cemaatle kılınan akşam namazının ardından Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan ve ilahilerin seslendirildiği programda, Peygamber efendimizin hayatı ve yaşantısı anlatıldı, gecenin dua ve ibadetle geçirilmesinin manevi değerine değinildi.

Mevlid-i Nebi programında konuşan Solhan ilçe Vaizi Osman Numanoğlu, “Değerli Müslümanlar, peygamber efendimizin doğumunun 1446. yıl dönümü münasebetiyle bu gece düzenlenen Mevlid-i Nebi programımız bu sene Solhan Anadolu Erkek İmam-Hatip Lisesi tarafından tertip edilmiştir. Emeği geçen tüm okul idarecilerimize, öğretmenlerimize ve öğrencilerimize bu güzel çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum.” diyerek konuşmasına başladı.

“PEYGAMBER, MÜ’MİNLERE KENDİ CANLARINDAN DAHA ÖNCE GELİR”

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ümmeti olarak O’nun doğumunu kutlamanın takdir edilecek bir davranış olduğunu söyleyen Numanoğlu, “Ama sadece peygamberi anmak yeter mi?  Peygamberimizi anarak, O’na salâvatlar getirerek, mevlitler düzenleyerek O’na karşı olan görevlerimizi yerine getirmiş olur muyuz acaba? Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Peygamber efendimiz ile ilgili olarak ahzab süresinin 6. ayetinde şöyle buyuruyor; “Peygamber, Mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir.” Yani Mü’minler peygamberi kendi canlarından çok severler. Acaba Peygamber Efendimizin sahabeleri bu ayet-i kerimeyi nasıl anlamışlar? Acaba gerçekten peygamberimizi, efendimizi kendi canlarından çok sevmişler mi? Şimdi o zaman yaşayan insanların Hz. Muhammed (sav) Efendimize karşı tutumlarına bakalım. Bakalım ki ‘daha neler yapabiliriz. Daha neler yapmalıyız?’ diyerek daha güzel işler yapma fırsatları kollayalım. Sevgili gençler Rec’i vakasını Siyer-i Nebi derslerinizden okumuşsunuzdur. Hani bir grup insan Peygamber Efendimizden kendilerine Kur’a-ı Kerim’i ve İslam dinini öğretmeleri için bazı sahabileri kendileri ile beraber memleketlerine göndermelerini isterler. Peygamberimiz de onlara dinimizi öğretmeleri için Asım b. Sabit başkanlığında on kişilik sahabe grubunu kendileri ile beraber gönderir. Meğer bu insanların amacı başkaymış. Niyetleri Müslüman olmak değil, Müslümanlara tuzak kurup sahabeleri şehit etmek ve Bedir’de Uhut’ta öldürülen müşrik akrabalarının intikamını almakmış. Medine’den ayrılıp Reci denen yere vardıklarında; hain planlarını devreye sokup Hz. Zeyd b. Desinne ve Hz. Hubeyb dışındaki sahabeleri şehit etmişler. Bu iki sahabeyi de Mekke’ye götürüp müşriklere teslim etmişlerdi. O zaman müşrikleri başındaki Ebu Sufyan: “Ey Zeyd Allah’ını seversen doğru söyle. Şimdi senin yerinde Hz. Muhammed’in olmasını ve O’nun boynunu vurmamızı ve senin de çoluk, çocuğunun arasında yaşamanı istemez miydin?” diye sorar. Müşriklerin şaşkın bakışları arasında Zeyd b. Desinne: “Hayır vallahi! Değil Hz. Muhammed’in benim yerimde olmasını, onun ayağına bir dikenin bile batmasına razı değilim” der. Öldürüleceğini bildikleri halde, idam edileceklerini bildikleri halde Sahabe-i Kiram efendimizi bu şekilde kendi canlarına bile tercih etmişlerdi. Çünkü onlar biliyorlardı ki: “Peygamber Mü’minler için canlarından da ailelerinden de evladır.” Ne yazık ki canlarını Peygamber Efendimize seve, seve feda eden bu mübarek insanların aksine Peygamberimize ve O’nun getirdiği güzel dinimize dil uzatan, peygamberimize ve Müslümanlara eziyet eden bedbahtlar da yok değildi. Bunlardan ikisi, peygamberimizin amcası Ebu Leheb ve karısı idi. Bunlar da peygamberimizin gece geçeceği yollara dikenli ağaç dalları taşıyıp peygamberimizin mübarek ayaklarına dikenlerin batması ve mübarek canının yanması için uğraşıyorlardı.” ifadelerini kullandı.

“GÖREVİMİZ PEYGAMBERİMİZİ ANMAKTAN İBARET MİDİR?”

Numanoğlu, konuşmasının devamında şunları aktardı: “Bir tarafta canı pahasına peygamberinin ayağına diken batmasına razı olmayan mübarek insanlar bir tarafta da O’na eziyet etmek için ellerinden geleni yapanlar. Bu iki yolun yolcuları hala yollarına devam ediyorlar. Rabbim bizi de Peygamberini kendi canlarından daha kıymetli bilenlerden eylesin. Evlatlarımızı, gençlerimizi Hz. Muhammed Mustafa’ya layık olarak yetiştirmeyi bizlere nasip eylesin. Elbette bizler peygamberimizi mevlitlerle salâvatlarla anacağız. Anacağız anmasına ama acaba görevimiz peygamberimizi anmaktan ibaret midir?  Yani biz evlatlarımızı Allah ve Resulü’nün istediği şekilde yetiştiremezsek, Muhammed-ul Emin olan Sevgili Peygamberimizin ümmetinin evlatları olarak emin ve dürüst insanlar olamazsak, İslam’ın yeryüzüne hâkim olması için gayret gösteremezsek, ailemize, milletimize ve memleketimize faydalı işler yapan fertler olmaya çalışmaz isek, Kur’an-ı Kerim’e ve peygamberimizin sünnetine uyma konusunda ihmalkâr davranırsak sadece mevlit programları düzenleyerek görevimizi yapmış olur muyuz? Demek ki; Görevimiz; peygamberimizi anmakla beraber, O’nu anlamaya ve O’nun sünnetine ittiba etmeye çalışmak olmalıdır. Yine asıl vazifemiz sevgili peygamberimize layık birer insan olmak ve peygamberimizin tebliğ ettiği güzel dinimizin gayretli birer temsilcisi olmaya çalışmak olmalıdır.”

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN