• Dolar Alış / Satış: 8.665 / 8.68
  • Euro Alış / Satış: 10.32 / 10.338
  • BINGOL:
  • Güneş: 4:46
  • Öğle: 12:30
  • İkindi: 16:26
  • Akşam: 19:54
  • Yatsı: 21:48

‘FARUK-U ADİL HZ. ÖMER’

5 Aralık 2016
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
914 defa okundu.
‘FARUK-U ADİL HZ. ÖMER’

Solhan Çağrı Der tarafından düzenlenen Faruk-u Adil Hz. Ömer etkinliğinde konuşan Dağılma, Hz. Ömer’in cahiliye dönemindeki durumundan İslam’a girişi ve Müslüman olduktan sonra İslam’a olan bağlılığı ve halifelik dönemindeki hassasiyetlerine kadar bir çok konuda hayatından kesitler anlattı.

Solhan Çağrı Der, 3 Aralık 2016 Cumartesi günü saat: 19.00’da Solhan Belediyesi Kültür Merkezi’nde  Faruk-u Adil Hz. Ömer etkinliği düzenledi.

Kur’an-ı Kerim Tilaveti ile Başlayan ve ilahilerin seslendirildiği etkinliğin sonunda da dua yapıldı.

Düzenlenen Faruk-u Adil Hz. Ömer etkinliğinde konuşan Akademisyen Yazar İbrahim Dağılma, “Hz. Ömer’in hayatından ancak konuşacağımız zaman diliminde bazı kesitler verebiliriz. Hz. Ömer den bize en çok yansıyan onunla ilgili bilmemiz gereken bir iki noktaya temas edeceğiz. Hz Ömer’in Müslüman olmadan önceki hayatına ve Müslüman olmasıyla ilgili bir iki vurgu yapacağız. Yine hicreti bir zafer olan Hz Ömer’in Hicret esnasındaki duruşundan bahsedeceğiz ve her şeyden öte tarihlerden bize adalet güneşi olarak adaletin kendisi olarak numune kalan Hz. Ömer’in hilafetinde adaletle hükmettiği bazı sahnelerden bahsedeceğiz. Tabi bununla beraber Hz. Ömer’in bizim hayatımıza yansıyan bazı noktalardan konuşacağız. Biz peygamber (s.a.v) sahabelerini önemsiyoruz. Çünkü onlar Allah Resulü (s.a.v)’in dizinin dibinde, O’nun terbiyesiyle İslami bir güzelliğe kavuşmuşlardır. Peygamber Efendimiz; ‘benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Onlardan hangi birini tutarsanız tabi olursanız hakkı bulursunuz’ buyurmuşlardır. Bir de şu noktayı unutmayalım: Hepimiz şunu ya duyuyoruz ya bazen farkında olmadan kendimiz söylüyoruz birileri bize Efendimiz (s.a.v)’dan bahsedince O’nu namazından, O’nun orucundan, O’nun ahlakından, O’nun hilminden, O’nu zikrinden, fikrinden bahsedince veya ashab-ı kiramdan bahsedince biz hemen diyoruz ki O peygamberdi, onlar sahabeydi. Biz nerede, onlar nerede deyip kendimizi kurtarmaya çalışıyoruz. Bu olmaz, çünkü onlar bizim gibi bir anne babanın evladıydılar. Bizim gibi yorulurlardı, uyurlardı, gezerlerdi, hastalanırlardı yani bir beşer olarak bir insan olarak bizlerden farkı yoktu ama onlar bizim için birer örnekti çünkü onlar alemlerinRabbı Allah’ın davası İslam-ı kendi gönüllerine bir ayna yapmışlardı. Allah onların fikriydi, zikriydi, ameliydi. Onun için onlar bize örnekti. Birileri Peygamber (s.a.v) ‘ı ve sahabeleri bizim ulaşamadığımız bir noktaya götürmek istiyorlar sanki dokunamayacağımız gibi dokununca tılsım bozulacakmış gibi bizlere göstermek istiyorlar. Birileri de yine Peygamber (s.a.v)’ı eshab-ı kiramı bize sadece bir postacı gibi haber getiren/götüren bir elçi gibi göstermek istiyorlar. Biz iki yaklaşımı da kabul etmiyoruz, iki yaklaşımı da yanlış buluyoruz. İki yaklaşımdan da Allah’a sığınıyoruz. Biz diyoruz ki Muhammed Mustafa (s.a.v) Mekke’de doğdu/büyüdü, gençliğini o Mekke zulmünün cehaleti içinde iffetli bir şekilde, emin bir şekilde koruyarak Allah’ın vahyine mazhar oldu. Biz Muhammed (s.a.v)’ı Habibullah olarak, Rasulallah olarak örnek alıyoruz ama bununla beraber Muhammed Mustafa (s.a.v)’ı ulaşamayacağımız bir noktadan değil, meleklerden değil, insanlardan gelen bir beşer elçi olarak da biliyoruz ve bu noktada kabul ediyoruz. Bununla beraber biz Muhammed (s.a.v)’ı sadece Allah’tan haber getiren aradaki bir elçi olarak görmüyoruz. Evet o elçiydi ama aynı zamanda canımızdan, malımızdan evladımızdan ana babamızdan daha kıymetli olan “ey Muhammed sen olmasaydın ben felekleri yaratmazdım”  Mazharına layık olan Muhammed Mustafa (s.a.v). Biz Resulullaha bu gözle bakıyoruz. Rasulullah’ın ashabına da bu gözle yani örneklik gözüyle bakıyoruz.” İfadelerini kullandı.

PEYGAMBER’İN DUASIYDAKİ İKİ ÖMERDEN BİRİYDİ HZ. ÖMER

Dağılma, “Bu akşam Hz. Ömer den bahsedeceğiz. Yalnız Ömer’i Faruk-ul adil yapan Ömer bin Hattap, hattabın oğlu oluşu değildir. Gözü pek, korkusuz, cesur oluşu da değil. Ömer’i Faruk yapan; Hakkı batıldan ayıran, iyiyi kötüden ayıran, güzeli çirkinden ayıran noktaya getiren onu adaletle hükmetmesi gerektiği noktasında olgunlaştıran yani ‘Dicle’nin kenarında bir koyunu kurt kapsa Ömer Allah katında de ne cevap verir’ diyecek kadar teraziyi ince tutan, hassas tutan Allah korkusuyla zerre-i miskal kadar haksızlık yapmada gözüne uyku girmeyen Ömer’i Adil yapan; Kur’an-ı Kerim’di, İslam’dı. Ömer Müslüman olmadan önce de biz onu tanıyorduk. Allah Resulüne iman etmeden önce de onu tanıyorduk. Nasıl bir Ömer’dir? Evet, toplumunda ağırlığı vardı, kıymeti vardı, değeri vardı ama gaddardır ama sert mizaçlıydı ama anaların çocuklarını uyusunlar diye adıyla korkuttuğu bir Ömer’di. Ömer, komşu kabileler, devlet ülkeler arasındaki politik noktaları görüşen bir insandı. Ömer, aynı zamanda Mekke’de küs olanlar, sorunlu problemli olan, çatışmalı olan kişi ve aileler arasında arabuluculuk rolünü oynayan heyetin içindeki bir insandır. Yani cehaleti içinde dahi olgunluğunu koruyabilen bir Ömer’dir. İşte bunun içindir ki Allah Resûlü (s.a.v) İslam davasını Ömer ve benzerleri ile güçlenmesini istiyordu. İslam hiç kimseye muhtaç değildir. İslam mükemmeldir ama İslam’ın insanlar arasında tesir oluşturması için insanların İslam’ın güzelliğini görebilmesi için İslam’ın kendisine geldiği insanların İslam’a yanaşması lazımdı. İslam’ı onlarla görmesi lazım da bizim edebimizle, bizim güvenimizle, bizim sadakatimiz ve bizim düsturumuzla, bizim dayanışma, yardımlaşma ve kaynaşmamızla gözükmeyen bir İslam insanlara kurtuluş reçetesi olamaz. İnsanlar bir düşünceye gönül verdikleri zaman, bir fikri kabul etkileri zaman; o düşüncenin/fikrin hayal ötesi olması ütopik olmasından ziyade o düşüncenin fikrin onların zihinlerinde, gönüllerine ve hayatlarına kattığı şeye bakarlar o düşünceyi de idolojiyi kabul ederler. Dolayısıyla insanlar İslam’ın kendi hayatlarına ne kattığını nereden bilecekler. Müslüman’ın yaşantısından bilecekler. Müslüman’ın yaşantısı İslam’ın diğer insanlara karşı bir sorumluluğudur, bir göstergesidir. İşte Allah Resûlü (s.a.v) biliyordu ki Ömer ve benzerleri Hidayet Güneşiyle Nurlanırlarsa o İslami yaşantıyı kendilerinden Somut bir hale getireceklerdir ve bu sebeple ‘ey Allah’ım İslam’ı iki Ömer’den biri ile yücelt’ diye dua etmiştir ki bunlardan biri Ömer bin Hattap’dır diğeri hakim bir Nizam yani Ebu Cehil’dir. Ama Ebu Cehil sürekli kömür ruhlu olduğu için şeytanlara bile taş çıkaracak kadar şeytan olduğu için Rabbulalemin bu duasını Ömer bir Hattab’ın üzerine tecelli etti.”

ÖMER’İN MÜSLÜMAN OLMASI, İSLAM İÇİN BİR FETİH OLDU

Hz. Ömer’in Müslüman olmadan önce Rasulullah’ı öldürmeye gittiğini belirten Dağılma, “Davanın liderini öldürmeye gidiyor. Muhammed Mustafa (s.a.v)’a suikast tertip ediyor ama ne diyor Allah Resûlü (s.a.v)’a ‘ey Müslüman seni öldürmeye gelen sende dirilsin’ diyor. Hz. Ömer Rasulullah’ı öldürmeye giderken kız kardeşinin izzetli direnişi ve baş kaldırışı ile Ömer’in zihnindeki Kureyş erkekliğine bir darbe vuruyor. Ömer’in zihnindeki Kureyş erkekliği kız kardeşi Fatma’nın ‘ey Ömer ne yaparsan yap biz Muhammed’den vazgeçmeyiz’ demesi ile adeta Ömer yıkılıyor parçalanıyor ve Ömer’in içinden rahmet pınarı gibi fışkıran, ilerinin Faruk’u  Ömer ortaya çıkıyor. Müslüman olduğu zaman Müslümanlarla Beytullah’ın yanına Mekkeli müşriklerin zulmünden dolayı varamıyorlar gizli bir şekilde gidiyorlar. İmanlarını gizliyorlar, ibadetlerini Mekke’nin vadilerinde, tepe arkalarında yapmaya çalışıyorlar ama Ömer Müslüman olduğu zaman ‘ey Allah’ın resulü biz izzetliyiz, biz haklıyız. İzzetimizi ve hakkımızın haykırma zamanı gelmedi mi? Mekkeli müşriklere davayı açıkça ilan etmenin zamanı gelmedi mi’ deyince Allah Resûlü (s.a.v) bir tarafında Ömer olacak şekilde Beytullah’a giriyorlar ve Müslümanlar o gün Beytullah avlusunda ilk kez toplu bir halde güç gösterisi göstererek namazını kılıyorlar. Tekbir getiriyorlar ve Ömer’in Müslüman olması, İslam için bir fetih oldu. İşte bu Ömer Müslüman olunca bir gün diyor ki ‘vallahi ben kendi cahiliyemi hatırlayınca iki şeyi göz önüne getiriyorum. Birine ağlarım, birine gülerim. Ağladığım şey biz kız çocuklarımızı utanç sayardık. Kız çocuğun babası olmayı erkekliğimize  yedirmezdik. Bir zulümdü bizim için o yüzden ben kız çocuklarımızı diri diri toprağa gömdüğümüz günü anı gaflete hatırladığım zaman ağlıyorum. Değerli kardeşlerim onlar kız çocuklarını kız oldukları için toprağa gömüyorlardı. Ama niye sadece kız oldukları için değil hani her zaman bize Resulullah (s.a.v.) peygamber olmadan önce bir Mekke anlatılır ya karanlık bir Mekke, cehalet dolu bir Mekke, zulüm/rüşvet/yalan/iftira/zina her tarafı sarmış bir Mekke anlatılırdı ve o Mekke de bir şey daha var; bugün Müslüman olan bu toplumda bile var tefecilik. İnsanlar 5 koyar, 10 ister 10 koyar, 50 ister bugün Müslüman’ım diyen insanların belini büken bir tefecilik kız çocuklarını diri diri toprağa gönderiyordu. İnsanlar aldığı borcu vermeyince o anne-babalar madem borcunu veremiyorsan kızını alacağım ve onlar da yarın öbür gün kızı böyle rezil rüsva şehvet düşkünü Allah korkusu olmayan bu insanların eline geçmesin diye bari şimdiden kızımı diri diri toprağa gömeyim de yarın bu utancı yaşamayayım diyorlardı. Onlar İslam’dan uzak oldukları halde bu haramları işliyorlardı peki biz İslam’dan uzak mıyız? Müslüman ana babanın oğlu olduğumuz halde Müslüman bir toplumda yaşadığımız halde tefeciliği memleketin aleni olan bir işi haline getirmişiz. Yine bugün biz kendi elimizle çocuklarımızı diri diri toprağa gömmüyoruz ama vallahi biz bugün çocuklarımızı Cehennemin çukurlarına kendi ellerimizle atıyoruz. Çocuklarımızın ayakkabısına, elbisesine, okuluna verdiğimiz değeri çocuğumuzun imanına, namazına ahlakına, vermiyoruz. Yarın öbür gün bu çocuklar karşımızda serkeş, ayyaş, uyuşturucu, suç örgütlerinin içinde çıktığı zaman ‘ya ne oldu, nerede hata yaptık’ deyip hayıflanıyoruz. Oysa biz çocuklarımızı daha bizi örnek alacakları yaşta iken ağaç yaşken eğildiği dönemde onları İslam’ın terbiyesiyle, ahlakıyla eğitmediğimizde için ektiğimizi biçiyoruz. Allah muhafaza etsin biz de çocuklarımızı Mekkeli müşriklerden daha beter bir halde diri diri cehennem çukurlarına gömüyoruz. Hz. Ömer diyor ki; hatırladığım zaman güldüğüm şey biz helvadan putlar yapardık. Haşa kendilerine Allah yapıyorlardı. İlahi yapıyorlardı helvadan önünde secde yapıyorlar, tapıyorlar acıktıkları zaman ilahlarını şapur şupur yiyorlardı. Peki bugün önümüze demokrasi diye insan hakları diye modernizm diye çağdaş putlarla çıkanlar, çağdaş silahlarla çıkarlar Afganistan’da Suriye’de Arakan’da Filistin’de İslam coğrafyalarında bir damla Petrol için bir avuç menfaat için demokrasi putlarını, modernizm putlarını insan haklarının putlarını yemiyorlar mı? Yani Ömer’den bugüne, Mekke’den bugüne değişen bir şey yok. Bir hak – batıl savaşı var Kabille başladı, Habille başladı ve günümüzde de devam ediyor. Birileri ısrarla putlarını yüceltmeye çalışırken putları ile dünyaya bir düzen vermeye çalışırken biz ısrarla Allah’uekber nidasını camilerin minareleri dışında hiçbir yere götürmüyoruz. Allah’uekber minarelerde var günde beş defa var ama Allah’uekber evimizde yoktur, sokağımızda yok, çarşımızda yok, ticaretimizde yok, okullarımızda yok. Bir Ömer tek başına Mekkeli müşriklerin gönlüne korkunun en dehşetlisini saçıyordu ama biz bugün bir buçuk milyar Müslüman 7-8 milyon Yahudiye korku salamıyoruz düşünmemiz lazım.” İfadelerini kullandı.

“BENİM YERİME ALLAH’A SİZ Mİ HESAP VERECEKSİNİZ?”

Dağılma, şu ifadeleri kullandı: “Ömer bize bir hikaye olsun diye anlatılmıyor Ömer bize onunla kendimize pay çıkaralım diye, Ömer bin Hattabımız vardı ne kadar adildi diye kendimize oradan bir gurur çıkaralım diye anlatılmıyor. Ömer anlatılıyor ki; baba evlatlarına karşı adil ve hakkaniyetli olsun. Ömer anlatılıyor ki; öğretmen öğrencilerine karşı merhametli, örnek, adil ve hakkaniyetli olsun diye anlatılıyor. Ömer bize anlatılıyor ki; idarecilerimiz, yöneticilerimiz, patronlarımız, müdürlerimiz, iş sahiplerimiz, emri altındakilere karşı adıl ve hakkaniyetli olsun diye anlatılıyor. Eğer Ömer’den bize karışan bir adalet varsa o adalet bizim için de gözümüze uyku girmeyecek kadar bizi endişeye sevk ediyorsa biz adil Ömer’i tanımış olacağız. Hz. Ömer, Hz. Ebubekir onu halife etmek istediği zaman Hz. Osman’a diyor ki “ey Osman yaz, Ebubekir’den sonra İslam’ın halifesi Ömer’dir. Ömer’ biat edilecek. Tabii sahabeler karşı çıkıyor; “ey Ebubekir sen ne yapıyorsun? Ömer sert biridir, Ömer haşindir, Ömer gönülleri kıracak. Sen Allah’a nasıl hesap vereceksin.” Ebubekir diyor ki: “Vallahi ben Allah’a diyeceğim ki, “Ya Rabbi! Ben kendime halef olarak kendimden sonra ümmetin en hayırlısına bıraktım.” Evet Ömer’e soruyorlar “ey Ömer sen değil miydin Allah Resûlü (s.a.v)’ın yanında bırak bunun kafasını keseyim, bırak bu münafığı öldüreyim. Ne oldu ey Ömer! Sen şimdi yaşlı bir kadının torbasını taşıyorsun, gece uyumuyorsun, sokak sokak insanlar ne haldedir, aç mıdır, susuz mudur, yaralımıdır, hastamıdır memleketimin her tarafından ne oluyor ne bitiyor bu kadar derdini çekiyorsun. Bir sürü valin var, bir sürü tayin ettiğin yöneticilerin var onlar ilgilensin. Hayır, o zaman Allah resulü vardı ben kafayı kesseydim O’nun emriyle kesecektim ama bugün Allah resulü yok. Yük benim omuzlarımda, sorumluluk benim omuzlarımda… Benim yerime Allah’a siz mi hesap vereceksiniz? İşte Ömer’in adaleti buydu.”

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN