• Dolar Alış / Satış: 15.789 / 15.817
  • Euro Alış / Satış: 16.563 / 16.593
  • BINGOL:
  • Güneş: 4:58
  • Öğle: 12:25
  • İkindi: 16:19
  • Akşam: 19:33
  • Yatsı: 21:17

‘DİN KİMİN TEKELİNDE?’

2 Nisan 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1365 defa okundu.
‘DİN KİMİN TEKELİNDE?’

İlk İslam ülkelerinden tutun günümüze kadar devam eden bir gerçek var; devlet yöneticileri ilim ehlini, ilim adamlarını kendi himayelerinde görmek isterler. Bir kısım yöneticiler de himaye ettiği âlimin düşüncelerine hükmetmek ve kendi düşündükleri gibi düşünmelerini istemişler. Bu düşünce tüm devlet yöneticileri için geçerli olmasa da geneli bu yöndeydi.

Emeviler ve sonraki İslam ülkelerinde birçok devlet yöneticisi ulemayı kendileri gibi düşünmelerini istemiş, onlar gibi düşünmeyenler ya sürgün edilmiş ya hapsedilmiştir. Müctehid âlimlerimiz de bundan nasibini almışlardır. Birçok ulema düşüncelerinden dolayı ve resmi görevi üslendiklerinde kısıtlanacakları endişesi taşıdıkları için devlet görevinden kaçınmıştır. Bu hal günümüze kadar devam ede gelmiştir.

İslam ülkelerinde ilim medreselerde tahsil edilirdi. Bu hal hilafetin kaldırılmasına kadar devam etti. Hilafetin kaldırılmasıyla bu boşluğu doldurmak için de farklı ülkelerde farklı kurumlar kuruldu, ülkemizde de Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Diyanet işlerinin asıl amacı; dini devletin kontrolünde tutmak ve tüm dini kurumların tek hamisi olmaktı. Diyanet İşleri Başkanlığı devletin resmi bir kurumu olması hasebiyle devletin dinle ilgili tüm politikalarını kabul etmek zorundaydı. Zamanla kapatılan camilere yasaklanan Kura’n-ı Kerime ve Türkçe okutulacak ezana sessiz kalmak zorundaydı. Devletin resmi kurumu olması hasebiyle cami, minber ve kürsülerinden devletin istediği şekilde konuşmak zorundaydı. Diyanet işleri ve ilahiyat fakülteleri devlet eliyle kurulmuş, devletin resmi kurumlarıdır. Hal böyle olunca devletin belirlemiş politikalara uymaları gayet normal, ama diyanet ve ilahiyatlar hükümetlerden bağımsız özerk kurum olsalardı hükümetlerin politikalarından daha az etkilenme olanakları olacaktı.

Günümüzde devlet erkânı diyanet ve ilahiyat dışındaki hocaları neredeyse kabul etmiyor. Hâlbuki bir zamanlar devlet eliyle yasaklanan kuranlar Arapça ilimleri Arapça ezanlar diyanet tarafından değil de şimdi merdiven altı eğitim kurumları dedikleri medreselerin uleması tarafından milletimize öğretildi. Geçenlerde bir hoca efendinin vaazlarından kırpılmış bir videonun medyaya düşmesinden sonra Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere Sayın Başbakanımız ve Bakanlarımız diyanet ve ilahiyat dışındaki hocalara itibar edilmemesi imajı vermişlerdir. Diyanet işleri ve ilahiyat fakültelerinin hizmetleri görmezden gelinemez elbette lakin dört dörtlükte denilemez. Bu sebeple şer’i ilimlerde tek yetkili kurumlar olarak görülmesi ve bin yıllık medreselerin görmezden gelinmesi bizleri derinden üzmüştür. Şer’i ilimlerde sadece diyanet ve ilahiyatçıların konuşması gerektiği defalarca söylendi. Yani resmi şahıslardan bahsedildi. Yani şer’i ilimlerde konuşmaya yetkili olabilmek için resmi bir görevinin olması gerekirdi. Hadis ilminden, tefsir ilminden, sarf ve nahiv ilminden icazetli olmanın hiçbir önemi yoktu. Sözünün kale alınmasının yolu ilahiyat ve diyanetten geçiyordu. Ama unuttuğumuz bir şey vardı ulemanın ekseriyeti resmi görevden kaçınmışlardır. Mesela geçmişten günümüze gelen âlimlerin ekseriyeti resmi değil sivil âlimlerdi. Öneğin Ebu Hanife, İmamı Şafii, İmamı Malik, Ahmed bin Hanbel, Taberî, Suyuti, İmamı Nevevi,  Bediüzzaman gibi âlimler resmi değil sivil âlimlerdi ama kendilerinden halen söz ettirmektedirler. Kendi çağlarına ve günümüze yön veren âlimlerdirler. Bitlis, Oxin, Norşin, Hizan, Bingöl, Diyarbakır, Siirt, Tillo, Mardin gibi yerlerde olan medreseler resmi değil ama her biri şer’i ilimlerde bir ilahiyat konumunda sivil kurumlardır. Bunlar sivildir diye İslami konularda söz hakları yok mudur?

Diyanetin yapmış olduğu hizmetleri inkâr edemeyiz. Diyanet bu güne dek birçok âlime ev sahipliği yapmış, birçok hizmete imza atmıştır. Bunların içinde Mehmet Görmez hocanın benim hayatım da yeri ayrıdır. Sahip olmuş olduğu ilim ve yapmış olduğu hizmetler takdire şayandır. İlahiyatlar da bu güne dek birçok âlim yetiştirdi. Kimi kesimlerce çağın müctehidi de denilen Hayrettin Karaman hoca gibi nice zatlar da ilahiyat fakültelerinde yetişti. Lakin bu tek söz diyanetin veya ilahiyatların olduğu anlamına gelmez. Çünkü günümüzde başta doğu ve güneydoğu olmak üzere Türkiye’mizin birçok ilinde medreselerimiz mevcut ve bu medreselerimizin yetiştirmiş olduğu yüzler unvansız profesörümüz vardır. Bu unvansız sivil profesörlerimiz sırf resmi olmadıkları için konuşamayacak mı?

Demem o ki resmi olsun sivil olsun şer’i ilimlerde kim ehliyet ve liyakat sahibi ise onlar konuşsun. Bu; ilahiyatçı olabilir, medrese hocası olabilir veya diyanette yetkili biri olabilir.

Fakat eğer İslam’ı anlatmayı İslam hakkında konuşmayı ve şer’i konularda tek yetkili merci resmi kurumlar denilirse o zaman ‘din kimin tekelinde?’ diye bir soru akla gelebilir.

Selam ve dua ile

Maruf  Yazıcı

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN