• Dolar Alış / Satış: 8.526 / 8.542
  • Euro Alış / Satış: 10.098 / 10.116
  • BINGOL:
  • Güneş: 5:14
  • Öğle: 12:35
  • İkindi: 16:26
  • Akşam: 19:34
  • Yatsı: 21:14

Cami Kapısana Yakışmayan Kilit

21 Ekim 2014
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1389 defa okundu.

 “Mescitler şüphesiz Allah’ındır. Öyleyse oralarda Allah’a yalvarırken başkasını katmayın.” (Cin 18)

“Mescidler yeryüzünde Allah’ın evleridir. Gökteki yıldızların  yer ehlini aydınlattıkları  gibi, onlarda gök ehlini aydınlatırlar. (Heysemi, Mecmeuz-Zevaid 117)

Cami kelimesi arapça “c-m-’a” kökünden türeyen, "toplayan, bir araya getiren" anlamına gelmektedir. Bu kavram ilk zamanlarda sadece cuma namazı kılınan büyük yerler için kullanılmaktaydı. Cuma namazı kılınmayan, minberi bulunmayan küçük yerler için ise mescit kavramı kullanılmaktaydı. Mescit ise, Arapçada “eğilmek, tevazu ile alnı yere koymak” manasına gelen “sücûd” ten “secde edilen yer” anlamında bir mekân ismidir. Daha sonraki dönemlerde cami ve mescit kavramları birbirlerinin yerlerine kullanılmaya başlanmıştır.

Yeryüzünde yapılmış olan ilk mabet, Hz. Adem’in inşa ettiği kabul edilen Kabe olduğu öngörülür. Bu mabet daha sonraları yıkılmış ve Nuh tufanında ise tamamen yok olmuştur. Aynı mabet Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yapılmış çeşitli yenileme, onarım ve tamiratlar ile günümüze kadar gelerek Müslümanlarca önemini korumuştur. Hz. Muhammed (SAV) hicret etmeden önce ibadetlerini “mescidi haram” yani Kabe de yapmaya özen göstermekte idi. Hicret esnasında konakladığı Küba mevkiinde bir mescit inşa ederek Cuma namazını bu mescid de eda etmiştir. Medine’ye ulaştığında kendisinin kalacak yeri olmamasına rağmen ev yapma gayretinden önce mescit yapma gayretine girmiş, kendine ev yapmadan önce bütün Müslümanların ortak ikametgâhı olan mescid-i nebeviyi yapıp inşasını tamamlamıştır. Hz. Resulullah’ın ilk etabda mescidi inşa etmesi İslam’daki camilere ve mescitlere verilen önemi belirtmiştir. Daha sonraki dönemlerde yapılan fetihler ile ulaşılan yerlere cami ve mescitler yapılmış, Emevi ve Abbasi dönemlerinde ise şekillendirilip artırılmaya başlanmıştır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ise yapılan cami ve mescitlere ayrı bir önem verilerek süsleme ve inşalarıyla bir mimari harika olarak İslam’ın mührünü ulaşmış oldukları yerlere kondurmuşlardır. Çeşitli zorluklar ile karşılaşılmış olsa da günümüze kadar ulaşan cami kültürü günümüzde de önemini ve canlılığını korumaktadır.

Allah’ın evleri olarak kabul edilen cami ve mescitler Müslümanların bir araya gelip toplu halde ibadet ettikleri, bütün dertlerden sıyrılıp balığın suya dalarcasına huzura kavuştuğu mekânlardır. İnsanlar için ibadethane olarak kabul edilen mabetler, İslam da sadece ibadet hane olarak görülmemiştir. Camiler mekan olarak, yaşanan hayatın merkezine alınmış düşünce ve hayatın akışında da cami merkezli gelişmeler ve açılımlar meydana getirmiştir. İnsanlar vakitlerini namaz saatlerine göre ayarlamışlar ve namazlardan sonra toplumun bilge irfan sahibi kişileri halka oluşturarak etraflarına toplanan insanlara nasihatlerde bulunmuşlar. Bilgi aktarımı yapmışlar hatta son derece ciddi felsefi mevzular camilerde kurulan bu sohbet ortamlarında tartışılmıştır. Hicri ikinci ve üçüncü asırlarda mezheplerin oluşmasına kadar devam eden süreçte insanların bugünkü anlamda bir eğitim gördükleri söylenemez. Ancak toplum, camiler vasıtasıyla içlerindeki alimler aracılığıyla bilgilendirilmiş, bilinçlendirilmiş, bir ve beraber olmaları, düşünce üretebilmeleri, sağlanmıştır.

Kendisinin  öğretici olarak gönderildiğini söyleyen Hz. Peygamber (SAV) Mescid-i Nebevî’deki suffe ile üniversitelerin ilk temelini atmıştır. Suffe yatılı bir üniversite özelliğine sahip idi. Hz. Peygamber (SAV)’le başlayan ders halkaları değişik ilim dallarını da içine alarak yüzyıllarca, mescitlerde devam etmiştir. Mescitler, içinde ibadet edilmek üzere inşa edilmişlerdir. Bu itibarla kutsiyet kazanmışlar ve “Beytullah”  adını almışlardır. Kur’an Allah’ın adının anılması için yapıldığını belirtmektedir (Cin, 72/18). İslâm dini toplu ibadeti teşvik etmiştir. Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınandan kat kat üstün tutulmuştur. Her renkten ve sınıftan insanın bir araya gelip omuz omuza ibadet etmeleri, sosyal dayanışmanın sağlanmasında önemli bir faktör olmuştur.  Hz. Peygamber (SAV)’in peygamberlik görevi yanında, devlet başkanlığı, hâkimlik, komutanlık gibi görevleri de vardı. Bu görevler, İslâm devlet başkanının görevleridir. Medine’deki Mescid-i Nebevî O’nun bu görevlerine uygun olarak devletin idare merkezi özelliği taşımakta idi. Elçiler orada karşılanır, bazen orada misafir edilir, ordu orada hazırlanıp sefere gönderilir, davalara orada bakılır, devletin hazinesi orada muhafaza edilip sarf edilmesi gereken yerlere oradan sarf edilirdi. Camilerin bu görevleri vilâyetler düzeyinde de aynı idi. Camiler halkın birbirleriyle ve devletle kaynaştığı bir yer durumundaydı. İlk Osmanlı camileri de bir devlet merkezi olarak plânlanmış ve bu görev için kullanılmışlardır.

Hz. Peygamber (SAV) zamanında değişik sosyal amaçlar için de kullanılan mescid birçok müessesenin temelini oluşturur. Camilere sığamaz hale gelen bu müesseseler daha sonra külliyeleri meydana getirmiştir. Zamanla camiler, herkesin okuması için eserlerinin bir nüshasını buralara bırakan müellifler sayesinde, bir kütüphane hizmeti de vermişlerdir. Satın alınan kitaplarla zenginleştirilen bu kütüphaneler, "hâfız-ı kütüp" adı verilen memurlarca idare ediliyordu. Böylece camiler ruh ve maddenin bütünleştiği bir merkez durumundaydı. Cami ve mescitlerdeki bu gelenek yıllarca devam ede gelmiştir

Ancak son dönemlerde özellikle merkezi bölgelerdeki camilere karşı yapılan saldırılar olmuş, camilerden çeşitli malzemeler çalınmış, tedbir amacı altında camilerimiz yatsı namazlarından sonra kilitlenmeye başlanmıştır. Yatsı namazına yetişemeyen veyahut yatsı namazını kılmayan bir kişi namazını eda etmek için gidecek olsa caminin iç kapısından dahi değil dış kapısından geri çevrilmeye başlanmıştır.

Bu satırları dahi yazarken ellerim uyuşuyor ve içim daralıyorken camilere kilit vuranlar kilitleri çevirirken hiç mi yürekleri burkulmuyor? Kilitleyen kişiler emir altında bunları yaptıklarını söyleyip ve bir genelge kararı ile bunu destekliyorlarsa, o emri verenler ve genelgeyi hazırlayanlar Allahın evleri deyip nasıl oluyor da kendi evleri gibi kilitlettirebiliyorlar? Bu durum karşısında itiraz dilekçeleri yazılarak camilerin kilitlenmesi eleştirilmiyor. Yoksa bu durum diyanet camiasına sorun teşkil etmiyor mu?

Camiler Müslümanların yerleridir. Camilerde görev yapanlar, müftülüklerde çalışanlar veya daha üst mercilerdeki dini görevliler camilerin hizmetkârlarıdır. Onlar Allahın evlerini kilitleme yetkisini kendilerine vermemelidirler. Teknoloji bu kadar yükseklerde iken güvenlik hiçbir zaman mazeret değildir. Hiçbir şey yapılamıyorsa camilere kamera sistemi kurulur, bütün camilerin kameraları bir merkezde toplanarak bir nöbetçi eşliğinde gözlemlenir, en ufak bir sorunda asayişe bildirilebilir.

Yatsı namazından sonra namaz kılmak için, dinlenmek için, kitap okumak ders çalışmak için, ısınmak için hatta konaklamak için ve bunlar gibi nice nedenler için koşabileceğimiz en önemli yuvamız olan camilerimizi kilitleme salahiyetinin kimse kendilerinde olduğunu düşünmemeli. İster kamera koyun ister nöbetçi koyun ne yaparsanız yapın camilerimize kilit vurmayın. Bizleri öz yuvamızda garip ve parya durumuna düşürmeyin. 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN