• Dolar Alış / Satış: 5.464 / 5.474
  • Euro Alış / Satış: 6.203 / 6.215
  • BINGOL:
  • Güneş:
  • Öğle:
  • İkindi:
  • Akşam:
  • Yatsı:
  • Hava Durumu Güncelleniyor..

SOLHAN MYO’DA ERSOY’U ANMA PANELİ

27 Aralık 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1502 defa okundu.

Solhan Sağlık Hizmetleri MYO’da Mehmet Akif Ersoy’u anma kapsamında bir panel düzenlendi.

Solhan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nda ölümünün 82’nci yıl dönümünde Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u anma kapsamında bir panel düzenlendi.

Düzenlenen panelde Sağlık Hizmetleri MYO Müdürü Doç. Dr. Yunus Esen ile öğretim görevlileri Dr. Mehmet Özger ve Dr. Yusuf Aydoğdu yaptıkları konuşmalarda Mehmet Akif Ersoy’u anlattılar.

Programın açılış konuşmasını yapan Sağlık Hizmetleri MYO Müdürü Esen, şu ifadeleri kullandı: “Malumunuz 27 Aralık Mehmet Akif’in ölüm yıl dönümü. Biz de bu münasebetle bir panel yapalım dedik. Mehmet Akif 20 Aralık 1873 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiş ve 27 Aralık 1936’da hakkın rahmetine kavuşuyor. Eskilerin deyimiyle aslında haddi aşmadan yani 63’ü doldurarak hakkın rahmetine kavuşuyor. Üzerine birçok kitap, makale, tez yazılan bir şairimizdir. Edebiyat tarihimizde ayrı bir yeri vardır. Ayrıca İstiklal Marşı’mızın yazarı olduğu için de çok ayrı bir yeri vardır. Kendisi hem şahsiyetiyle hem de eserleriyle çok büyük bir şairdir. Safahatı zaten hepimiz biliyoruz. Fakat kendisinin günümüze gelmeyen farklı çalışmaları da var. Onlardan biri de Mısır’da özellikle takrir-i sükun döneminden sonra Mısır’da kaldığı dönemde kendisine Kur’an tercümesi tevdi edilmişti. Biliyorsunuz tefsir Elmalılı Hamdi Yazır’a görev verilmişti, kendisine de meal görevi verilmişti. O zamanki yönetim şartlarında kendini huzurlu hissetmediği için Mısır’a gitti ve bu çalışmasını orada tamamladı.”

“SÖYLEDİĞİNDE ŞÜPHE OLMAYAN BİR ADAM…”

Mehmet Akif dendiği zaman insanın aklına gelmesi gereken ilk şeyin bir insanın sözünde durması olduğunu belirten Öğr. Üyesi Dr. Mehmet Özger, “Mehmet Akif Sebilürreşad, Sıratı Müstakim gibi dergileri çıkartmış ve kurtuluş savaşında bizzat görev almıştır. İstanbul’da dergiyi çıkardıkları zaman Mustafa Kemal özel bir adamını gönderir ve derki; “Akif beyi Ankara’ya getirin.” Adam Akif’in yanına gelir ve derki; ‘Paşa derki Ankara’ya gelsin.’ Akif derginin kalıplarını alıp Ankara’ya geçer ve Mustafa Kemal’in orda söylediği önemli bir şey vardır. Derki; Akif Bey, siz kurtuluş savaşının manevi cephesini oluşturuyorsunuz. Bir adam var manevi cepheyi oluşturuyor. Peki, Manevi cephe ne demek? Zaman savaş zamanı. Siz askerlere ne diyorsunuz. Git öl diyorsunuz. Atatürk nasıl bir emir veriyor? Ölmeyi emrediyor aslında. Peki, ölünce ne olacak. İnanmayan bir adam ölümün üstüne üstüne yürüyemez. İşte Akif, ölümün üstüne üstüne yürümelerini sağlıyor. İkinci bir mesele Kurtuluş savaşının meşruiyetini sağlamasıdır. Meşruiyet; haklılık demek, doğruluk demektir. O zaman hala padişah var. Mustafa Kemal hilafetten ayrı duruyor. Akif hem babadan müderris olduğu için, hem çok dindar bir şair olduğu için, hem de doğruyu söyleyeceğinden kimsenin şüphesi olmadığı için Akif’in söylediği söz doğru kabul ediliyor. Dolayısıyla eğer Akif, ‘bu kurtuluş savaşı bir cihaddır ve inanan her insanın oraya gidip savaşması farzdır’ derse sizin gitmeme imkanınız yoktur. Çünkü söylediğinde şüphe olmayan bir adam. İşte bunun için kurtuluş savaşının manevi tarafını sağlayan adamdır.” şeklinde konuştu.

“ONUN ŞİİRİ ÇOĞU ZAMAN BİR TEBLİĞ ARACIDIR”

Akif’in şiirlerini anlatan Öğr. Üyesi Dr. Yusuf Aydoğdu, “Akif’in şiiri doğrudan bir şiirdir insanın yüzüne çarpar. Bu yüzden hiç birimiz kız arkadaşımıza, nişanlımıza, eşimize Akif’in şiirini atmayız. Ya Cemal Süreyya atarız, ya Turgut Uyar atarız ya da başkasını atarız. Çünkü Akif hakikat şairidir, realist şairidir bizi duygulandırmaz. Bizi rahatsız eder, uyandırır, çarpar. Akif’in şiirine baktığımızda ilk dikkat çeken unsur bir şeyi göstermek, tasvir etmek, toplumu uyandırmak sonrada bilinçlendirmektir. Akif toplumcu bir şairdir. Yani topluma bir şey katmak istiyor. Akif diyor ki; “şair olarak yaptığım sanat beni ve toplumu Allah’a ulaştırmalı, dine hizmet etmelidir.” Akif yürüdüğü hayat çizgisi üzerinde ne yaptığı şuuru üzerinde olan bir sanatçıdır. Akif gerçekten şuurlu bir şairdi. Onun hayat hikâyesi ve İslam toplumunu anlatan safahatı hem hayat hikâyesi hem de İslam toplumunu anlatan bir romana benzetiyorum. Camiler, kahvehaneler, sokaklar, meyhaneler, hastalar, yetimler, yoksullar, yaşlılar. Hiç zenginliğe dair entelektüel olmaya dair bir işaret bulamıyorsunuz. Çünkü sokağın dilini bize Tevfik Fikret’ten sonra şiire taşımış adamdır. Akif; çoğu şair gibi aşktan, duygusal coşkudan, çayır çimenden vb. duygulardan çok bahs eden bir adam değil. Çünkü çoğu zaman cami kürsüsünde tıpkı bir hatip gibi vaaz vermeyi kendine esas edinmiş, dersini anlatan bir müderris gibi davranırdı. Onun şiiri çoğu zaman bir tebliğ aracıdır. Siz Akif’ten yola çıkarak bir arınma yaşarsınız. Bir problem görür ve o probleme bir çözüm sunmaya çalışırsınız. Cimrilik rahata düşkünlük maddeye yöneliş gibi dünyevi hastalıkları fark eden şair, şiir yoluyla bunlara çözüm buluyor.” ifadelerini kullandı.

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN