• Dolar Alış / Satış: 3.859 / 3.866
  • Euro Alış / Satış: 4.551 / 4.559
  • Vakitler Güncelleniyor..
  • Hava Durumu Güncelleniyor..

“HAYIRLI EVLAT DÜNYANIN EN BÜYÜK SERVETİDİR”

15 Mayıs 2017
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
503 defa okundu.

Müftü İkiz, “Peygamber Efendimizin bizlere emrettiklerini hayatımızda uygularsak, evimizde huzur ve bereket, evlatlarımızda da sekine ve gönül hoşluğu olacağından zerre şüpheniz olmasın. Ancak bizler Peygamber Efendimize sırt dönersek o zamanda, hayırsız, vefasız evlatlara sahip oluyoruz” dedi.

Ramazan ayının müjdecisi olan Berat Kandili nedeniyle camileri dolduran vatandaşlar, namız kılıp, dua edip, vaaz ve ilahi dinledi.

Beraat Kandili tüm yurtta olduğu gibi Solhan’da da idrak edildi.

Beraat Kandili münasebetiyle Solhan Ulu Cami’sinde mevlüd programı düzenlendi.

Vatandaşlar, “Beraat Kandili, Kur’an-ı Kerim ve Mevlid” özel programı dolayısıyla akşam saatlerin Solhan Ulu Cami’sine gelerek buradaki programa katıldılar.

Cemaatle kılınan akşam namazının ardından Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda, Beraat Kandili’nin önem ve anlamı anlatıldı, gecenin dua ve ibadetle geçirilmesinin manevi değerine değinildi.

“HAYIRLI EVLAT DÜNYANIN EN BÜYÜK SERVETİDİR”

Kandil özel programda vaaz veren ilçe müftüsü Ali İkiz, “Bu gecede idrak ettiğimiz bu kandilin anlamı affedilme bağışlanma, günahlardan arınmadır. Bu vesile ile Rabbim bu gecenin sonuna kavuştuğumuzda bütün günahlarımızdan arınmış olmayı bize nasip etsin. Rabbim bu gecenin sonunda hepimizi efendimiz (S.A.V) şefaatine nail olacak bir ruh temizliğine ve halis amel saflığına bizleri kavuştursun. Kuran’da Rabbimiz, ‘Allah’a ve peygamberine itaat edin’ buyuruyor. Doğal olarak hangi konuda itaat edin diye kendimize sorduğumuzda, cevap olarak, Allah’a ve Resulüne hayatınızın her alanında itaat edin anlamı çıkmaktadır. Sözden fiile kadar, her hal ve ahvalde Allah resulünü örnek alarak Allah’a itaat edin. Dolayısıyla Resullüllah’ın (selam, sevgi, hürmet ve duanın en güzeli peygamberimizin ve âlînin üzerine olsun) yaptıklarının aynısını yaptığımız zaman ne bedensel anlamda ne de ruhsal anlamda her hangi bir sıkıntıyla karşılaşmamız mümkün değildir. Peygamber Efendimizin bizlere emrettiklerini hayatımızda uygularsak, evimizde huzur ve bereket, evlatlarımızda da sekine ve gönül hoşluğu olacağından zerre şüpheniz olmasın. Ancak bizler Peygamber Efendimize sırt dönersek o zamanda, hayırsız, vefasız evlatlara sahip oluyoruz. O evlatlara, Allah ve Resul’ünü anlatmamış Kur’an’ın emrettiklerini söylememişsek karşılaşacağımız netice bu olacaktır.  Allah’ı Peygamberi evlatlarına anlatmamış bir babayla zamanın birinde bir yerde karşılaşmıştım. O babaya “evladına Din-i Mübin-i İslam’ı anlat hem evladın, hem sen, hem de evladının içinde bulunduğu arkadaş çevresi huzur bulur” dedim. Bunun üzerine o baba bana dönerek, ‘ben evladıma bu dünyada sadece paraya inanacaksın dedim’, dedi. Ben de bunun üzerine ‘ilerde evladın, küçük bir menfaat uğruna sana kıyacaktır, seni satacaktır, buna kendini şimdiden hazırla’ diyerek onu uyardım. Hakikatte budur değerli kardeşlerim. Evladınızı dinimizin hayat veren esaslarına göre yetiştirirseniz o zaman hem dünyalık hem de ahirete yönelik büyük yatırım yapmış olursunuz. Sizlere meseleyi bazı örneklerle açıklamama müsaade ediniz. Düşünün ki, siz işverensiniz ve bir elemana bir işçiye ihtiyacınız var. İlan veriyorsunuz işçi almak istediğinizde dair. Size başvuru yapanlar içinde dürüst namuslu olanlarda var aksi durumda olanlarda var. Siz bu durumda hangi başvuruyu kabul edersiniz. Ahlaklı ve dürüst olanımı yoksa ahlaksız yalancı olanını mı? Tabi dürüst olanı tercih etmek en akıllıca iş olacaktır. Diğeri işi biliyor olsa bile, aklınız size dürüst olanı aldıracaktır. Peki, neden ahlaklı olanı tercih ettiniz işten az anladığı halde? Çünkü gönlümde kafamda rahat olsun, az kazansam da kafam rahat olsun derdindesiniz. Bundan dolayı hayırlı evlat dünyanın en büyük servetidir. Özelliklede bu tür gecelerde bunu çok daha iyi anlayabiliyoruz. Hayırlı evladınız, bu gecelerde alnını secdeye değiyordur ve birazdan size Kur’an’dan çıkardığım duaları yaparken Yarabbi amin, amin, amin deyip gönlünden belki görünmeyen gözyaşıyla gözyaşı döküyordur, sizin affınız için Allah’a yalvarıyordur. Bu anlamda Rabbim hepimize sâlih evlatlar nasip etsin. Çocuğumuza İslam ahlakını tam kâmil anlamda verebilmeyi nasip etsin. Bu güzel ahlakı evladımıza tam verelim ki o çocuk rızkını helal yoldan kazanmayı öğrensin, o çocuk dünyada da ahirette de mutlu ve huzurlu olsun.” ifadelerini kullandı.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN MEDRESESİNDEN YETİŞEN NESİL

“Sizlere İslam’ın en güzel ahlak abidelerinde olan, Hz. Ömer b. El-Hattab zamanında Suriye’nin Humus kentinde de Valilik yapan Sâid b. Amir hakkında çok güzel bir olayı anlatmak istiyorum” diye sözlerine devam eden İkiz, şu ifadeleri kullandı: “Hz. Ömer, Şam’a gittiği sırada şehrin kuzey tarafında bulunan Humus’a uğradı. Oraya tayin ettiği güzide valisi Hz. Sâid’i görecekti. Valiyle bir müddet görüştükten sonra, onun idareciliği hakkında halkın da fikrini alacaktı. Halifenin şehre geldiğini duyan halk toplanmıştı. Hz. Ömer ileri gelenlere, “Ey Humuslular, valinizi nasıl buldunuz? Memnun musunuz? Hakkında bir şikâyetiniz var mı?” diye sordu. Halk, umumi olarak memnun olduklarını söyledikten sonra, hikmetini anlamadıkları bazı hâllerden dolayı da şikâyetlerini dile getirdiler. Hz. Ömer’in ısrarı üzerine, “Sabahleyin vazifesine erken değil de, kuşluk vakti geliyor!” dediler. Hz. Ömer, halkın şikâyet ettiği daha büyük bir kusur arıyordu: “Bundan daha büyük bir suçu var mı?” “Gece olunca bizden hiç kimseyi kabul etmiyor. Ayda bir gün eve kapanıyor, halkın içine çıkmıyor. Bazı zamanlar baygın düşüyor, ölüm tehlikesi geçiriyor!” Hz. Ömer, Humusluları dinledikten sonra, vali Hz. Sâid bin Âmir’i çağırttı. İsnat edilen bu kusurların sebebini sormak istiyordu. Biraz sonra vali geldi. Ömer (r.a.), halkın huzurunda, şikâyetleri teker teker sordu. Bu arada, “Allah’ım, Sâid bin Âmir hakkındaki hüsn-ü zannımda beni hataya düşürme!” diye de dua ediyordu. Şikâyetler sıralanırken Hz. Sâid gayet sakindi. Hz. Ömer’in sözü bittikten sonra, şikâyet mevzuu olan meselelerin hikmetini şöyle açıkladı: “Yâ Ömer, aslında ben bunları söylemeyi istemiyorum, ama şikâyete sebep olduğu için ifade edeceğim: Mesaiye biraz geç gidişimin sebebi, evde hizmetçim yoktur. Ev işlerinin çoğunu kendim görüyorum. Sabahleyin erkenden hamur yoğuruyor, ekmeği yapıyorum, çocukların kahvaltısını yaptırdıktan sonra abdest alıp çıkıyorum. (Bazı kaynaklarda hanımının hasta olduğu kaydedilmektedir.) Geceleri kimseyi kabul etmiyorum; çünkü gündüzleri halkın işi ve derdi için, geceyi de Hak için ayırıyorum. Ayda bir gün halkın içine çıkmayışıma gelince: Hizmetçim olmadığı için elbisemi kendim yıkıyorum. Başka değişik bir elbisem de yoktur. Yıkadıktan sonra onun kurumasını bekliyorum. Kuruduktan sonra giyiyor, halkın içine ondan sonra çıkıyorum. Bazı günler baygınlık geçirmem ise… Mekkeliler Hubeyb’i astıkları gün ben de oradaydım. Müşrikler onu bir ağaca bağladılar, sonra da şu teklifte bulundular: ‘Senin yerine Muhammed’i asmamızı ister misin?!’ O hâlindeyken Hubeyb, ‘Ben çoluk çocuğumun içinde rahatça oturayım da Muhammed’in (a.s.m.) ayağına bir diken batsın ha; vallahi buna dahi razı olmam!’ dedikten sonra ‘Yâ Muhammed!’ diye bağırdı. Sonra da şehit ettiler. Hubeyb’in bu fedakârlığını hatırladığım zaman, ona yardım edemeyişim de aklıma geliyor. Çünkü onu asmalarına mâni olabilirdim. Ne yazık ki, ben o zaman müşriktim! Bu günahımdan dolayı Allah’ın ebediyen beni affetmeyeceğini sanıyorum. İşte o zaman üzerime baygınlık geliyor, kendimden geçiyorum…” Takva ve zühdün zirvesinde bulunan valisini dikkatle dinleyen Hz. Ömer, ellerini açtı, “Allah’ım, iyi niyetimde beni yanıltmadın, Sana şükürler olsun!” dedi. Başta halife olmak üzere, dinleyenler gözyaşlarını tutamıyorlardı. İşte Peygamber efendimizin medresesinden yetişen neslin durumu bu idi. Rabbim hepimize böyle bir nesil nasip etsin. Zira bu nesil kul hakkını bilir. Bu anlamda bizlerde şunu özellikle kamu hakkı dediğimiz haklara azami özenle dikkat etmemiz gerekiyor. Aksi takdirde az bir ücret karşılığında dünyamıza da ahiretimizi de kaybederiz. Kabir bize dar olur, ‘kul hakkından bin kat daha sıkıntılı olan kamu hakkı nedir’ diye soracak olursanız, size derim ki; hepimizin ortak kullandığı ne varsa bu kamu hakkıdır. En başta da elektrik, su ve bunun benzeri ortak kullanımda olan her şeyler. Bunun için elektrik kaçağı kullanmak mezara ateş taşımak demektir. Suyu kaçak kullanmak cennetin suyunu kirletmek demektir. Varın siz kıyaslayın geri kalan kamu haklarının bize hem bu dünyada hem de ahirette vereceği sıkıntıyı. Bunun için birbirimizin hakkı olan bu kamu hakkına riayet etmek en başta gelen İslami bir vazifedir. Rabbim gecemizi bereketli eylesin. Amin.”

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN